Son günlerde bütçe rakamları üzerinden yapılan karşılaştırmalar önemli bir gerçeği yeniden önümüze koyuyor.

Aynı adada bir ekonomi bütçe fazlası üretirken, diğer taraf maaş ödeyebilmek için sürekli borçlanıyorsa günlük siyasi tartışmaların ötesine geçmek gerekiyor.

Karşımızdaki mesele bütçe açığıyla sınırlı kalmıyor.

Asıl sorun, bütçe açığını ve borçlanma ihtiyacını her yıl yeniden üreten yönetim modelidir.

Bu kriz iki yıldır göstere göstere geliyor.

Gelirlerin giderleri karşılamadığı, kısa vadeli borçlanmanın hızla büyüdüğü ve alınan borcun büyük ölçüde cari harcamalara yöneldiği açıkça görülüyordu.

Her yeni borçlanma, bir sonraki borçlanma ihtiyacını daha da ağırlaştırdı.

Buna rağmen gerekli önlemler alınmadı.

Sorunlar ertelendi, borçlanma normalleştirildi ve sonunda bugünkü tablo ortaya çıktı.

Asıl tehlike, iktidarın bu gidişatı hâlâ olağan bir durum gibi sunmaya çalışmasıdır.

Bir Teşekkür, Bir Dostluk Hikâyesi...
Bir Teşekkür, Bir Dostluk Hikâyesi...
İçeriği Görüntüle

Önümüzde seçim var.

Bu nedenle hangi partinin daha fazla vaat açıkladığından çok daha önemli bir soruya cevap aramalıyız:

Bu ülkeyi mevcut tablodan çıkarabilecek bilgiye, programa, kadroya ve siyasi iradeye kim sahiptir?

Nereye gitsem benzer sorularla karşılaşıyorum.

“Bütçe açığını nasıl kapatacaksınız?”

“Bu kadar kısa vadeli iç borcu nasıl yöneteceksiniz?”

“Borçlar nasıl ödenecek?”

Bunlar son derece haklı sorulardır.

İnsanlar sorunların tarif edilmesiyle yetinmiyor.

Çözümün nasıl üretileceğini, hangi adımların hangi sırayla atılacağını ve geçiş döneminin nasıl yönetileceğini bilmek istiyor.

Ancak siyasetin en büyük tuzaklarından biri tam bu noktada ortaya çıkıyor.

Karmaşık ve yapısal sorunlara tek cümlelik cevaplar vermek…

“Vergi matrahlarını güncelleyeceğiz, gelirler artacak.”

“Casinolardan daha fazla vergi alacağız, açık kapanacak.”

“Narh uygulayacağız, hayat pahalılığı düşecek.”

“Kayıt dışılığı önleyeceğiz, kaynak sorunu çözülecek.”

Bu başlıkların her biri kamu politikasının bir parçası olabilir.

Vergi matrahları ekonomik koşullara göre güncellenebilir.

Şans oyunları sektörünün vergilendirilmesi yeniden ele alınabilir.

Haksız fiyat oluşumlarına karşı etkili denetim mekanizmaları kurulabilir.

Kayıt dışı ekonomiyle kararlı biçimde mücadele edilmesi zaten zorunludur.

Ancak bu araçlardan herhangi birini tek başına büyük çözüm gibi sunmak son derece risklidir.

Vergi matrahları ekonomik gerçeklikten kopuk biçimde artırılırsa kayıt dışılık büyüyebilir, küçük işletmeler ağır bir yükle karşılaşabilir.

Belirli bir sektörden daha fazla vergi alınması kısa süreli gelir sağlayabilir. Harcama yapısı değişmediği sürece açık yeniden ortaya çıkar.

Narh yoluyla fiyatları baskılamak maliyetleri ortadan kaldırmaz. Hazırlıksız bir uygulama ürünlerin piyasadan çekilmesine, kalitenin düşmesine ve kayıt dışı satışların artmasına yol açabilir.

Kayıt dışılıkla mücadele de birkaç denetim operasyonuyla sonuç vermez. Vergi sisteminin sadeleştirilmesi, dijital takip altyapısı, kurumlar arası veri paylaşımı ve gönüllü uyumu teşvik eden bir düzen gerekir.

Bütçe açığının ve borç yükünün tek bir nedeni bulunmadığı gibi, bunların tek bir çözümü de bulunamaz.

Toplumun haklı sorularına kolay cevap vermek mümkündür.

Asıl sorumluluk, doğru cevabın bir süreç olduğunu anlatabilmektir.

Bugünkü bütçe açığı bir yılda oluşmadı.

Kısa vadeli iç borç stoku da bir günde ortaya çıkmadı.

Verimsiz harcama yapısı, düşük vergi uyumu, kayıt dışılık, zayıflayan üretim kapasitesi ve kamu kurumlarındaki yönetim sorunları yıllar içinde birikti.

Çözüm, birbirini tamamlayan adımların belirli bir takvim içinde uygulanmasıyla üretilebilir.

İlk adım, devletin gerçek mali tablosunu bütün açıklığıyla ortaya koymaktır.

Bütçe açığı, kamu borcu, ödeme yükümlülükleri, kamu işletmelerinin durumu, devlet garantileri ve geleceğe devredilen mali riskler toplumla paylaşılmalıdır.

Çünkü ölçemediğiniz bir sorunu yönetemezsiniz.

Ardından çok yıllı, güvenilir ve hesap verebilir bir mali istikrar programı hazırlanmalıdır.

Harcama öncelikleri yeniden belirlenmeli, israf alanları kapatılmalı, kamu alımları şeffaflaştırılmalı, vergi tahsilatı güçlendirilmeli ve kamu kaynaklarının hangi sonuca hizmet ettiği düzenli olarak ölçülmelidir.

Kısa vadeli borç yükü de ayrı bir programla yönetilmelidir.

Borcu her vade sonunda yeni borçla çevirmek sorunu erteler ve maliyeti büyütür.

Borçların vadesini uzatan, faiz yükünü öngörülebilir hale getiren ve bütçe üzerindeki baskıyı azaltan bir yeniden yapılandırma planına ihtiyaç vardır.

Buna paralel olarak yeni borçlanma ihtiyacı her yıl kademeli biçimde azaltılmalıdır.

Burada önemli bir denge kurulmalıdır.

Kontrolsüz harcamalara son vermek gerekir. Ancak ekonomiyi daraltacak ölçüde kesinti yapmak gelirleri azaltabilir ve borç yükünü ağırlaştırabilir.

Bu nedenle mali istikrar ile ekonomik büyüme aynı programın iki tamamlayıcı unsuru olarak ele alınmalıdır.

Turizmde ülkede kalan geliri artıran bir modele geçilmelidir.

Yükseköğretimde kalite, denetim ve uluslararası rekabet gücü yeniden kurulmalıdır.

Sanayide enerji maliyetleri, teknoloji yatırımları ve ihracat kapasitesi birlikte ele alınmalıdır.

Tarımda üretim planlaması ile gıda güvenliği arasında bağ kurulmalıdır.

Dijital ekonomi, profesyonel hizmetler ve yeni nesil girişimler için uygun yatırım ortamı hazırlanmalıdır.

Kamu maliyesinin kalıcı biçimde düzelmesi, daha fazla üreten, daha fazla yatırım çeken ve daha yüksek katma değer yaratan bir ekonomi gerektirir.

Ekonomik başarı da yönetim kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Yatırımcı kurallara güvenmiyorsa, kamu kurumları siyasi müdahalelerle zayıflıyorsa, atamalar liyakatten uzaklaşıyorsa ve kararlar veriye dayanmıyorsa kalıcı istikrar kurulamaz.

Bu nedenle açığı ve borcu konuşurken kamu yönetimini, üretimi, yatırım ortamını, vergi sistemini, denetimi ve devlete duyulan güveni aynı çerçevede ele almak zorundayız.

Hazırlık da düzenlenen çalıştay sayısıyla ölçülemez.

UBP de gösteriş amacıyla çalıştaylar düzenleyebilir.

Ancak yedi yıldır ülkeyi bu noktaya taşıyan, iki yıldır göstere göstere gelen krize karşı önlem almayan, bugün oluşan enkazın nasıl toparlanacağına dair hâlâ ciddi bir yol haritası sunmayan, hatta yaşananları normalleştirmeyi marifet sayan bir yapının inandırıcılığı mutlaka sorgulanmalıdır.

Güven veren hazırlık; kamu maliyesinden kamu yönetimine, çalışma hayatından üretim sektörlerine kadar farklı alanlardaki politikaları ortak bir programa bağlamak ve geçiş sürecinin nasıl yönetileceğini iktidara gelmeden önce çalışmış olmaktır.

Seçmen de partileri bu bütünlük üzerinden değerlendirmelidir.

Bir parti göreve geldiğinde gerçek mali tabloyu kamuoyuna açıklamaya hazır mı?

İlk yüz gün için takvimlendirilmiş bir mali istikrar programı var mı?

Borç yükünün nasıl yönetileceğini ve yeni borçlanma ihtiyacının nasıl azaltılacağını anlatabiliyor mu?

Ekonomiyi hangi sektörlerle büyüteceğine ilişkin uygulanabilir politikalar sunuyor mu?

Kamu yönetiminde liyakat, performans, şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda açık bir yol haritası ortaya koyabiliyor mu?

Türkiye ile güçlü ilişkileri, ülkenin kendi kurumlarını ve ekonomik kapasitesini geliştirecek bir programla tamamlayabiliyor mu?

Türkiye ile sağlıklı ve güçlü ilişkiler elbette önemlidir.

Ancak son yılların deneyimi, bu söylemin içeride güçlü bir yönetim kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini göstermiştir.

Bütçe açıkları büyüdü.

Borç yükü arttı.

Ekonomi daha kırılgan hale geldi.

Kamu kurumlarına duyulan güven zayıfladı.

Asıl belirleyici unsur, ülkenin içeride nasıl yönetildiğidir.

Önümüzdeki seçim bu nedenle sıradan bir hükümet değişikliğinin ötesinde anlam taşıyor.

Bu seçimde bir yönetim modeline karar vereceğiz.

Günü borçlanarak kurtaran, sorunları erteleyen ve her krizde yeni bir kaynak arayan anlayış mı sürecek?

Yoksa mali istikrarı, ekonomik büyümeyi ve kurumsal reformu aynı program içinde yürütebilecek bir yönetim anlayışı mı göreve gelecek?

Toplumun aradığı cevap tek bir vergi düzenlemesinde, tek bir gelir kaleminde veya tek bir idari kararda bulunamaz.

Cevap, bütün tabloyu görebilen bir programda, doğru adımları doğru sırayla atabilecek bir kadroda ve geçiş sürecini yönetebilecek siyasi iradede saklıdır.

Esas mesele, çözüm sürecini başından sonuna kadar yönetebilecek hazırlığa kimin sahip olduğudur.