ABD'nin Washington, D.C'deki Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yürütülen bir araştırmaya göre, reçete edilen antibiyotiklerin, öksürüğün şiddeti ve iyileşme hızı üzerinde bir etkisinin bulunmadığı öne sürüldü.

Baş araştırmacı Prof Dr. Dan Merenstein, öksürüğe neden olan alt solunum yolu enfeksiyonlarının daha tehlikeli olma potansiyeline sahip olduğunu ve bu hastaların yüzde 5'inin zatürreye yakalandığını söyledi.

Merenstein, Georgetown'daki bir basın açıklamasında şunları söyledi: "Herkes ilk muayenede röntgene kolayca erişemiyor; bu da klinisyenlerin bakteriyel bir enfeksiyona dair başka bir kanıt olmadan antibiyotik reçete etmelerine neden oluyor. Bunun da bazı hastaların öksürük için anbiyotik beklemesine yol açtığını düşünüyorum"

AB'den Schengen vize ücretlerine zam AB'den Schengen vize ücretlerine zam

Araştırmacılar, antibiyotiklerin herhangi bir fark yaratıp yaratmadığını görmek için alt solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerde antibiyotik ile tedavi sürecini takip eden çalışmalar yaptıklarını açıkladı. 

HER İKİ GRUP AYNI SÜREDE İYİLEŞTİ

Yapılan çalışmalarda, insanların yaklaşık yüzde 30'una ilk tıbbi ziyaretleri sırasında antibiyotik reçete edildiği, ancak antibiyotik kullanmayanlarla karşılaştırıldığında ilaçların öksürük üzerinde hiçbir etkisi olmadığının keşfedildiği belirtildi. 

Antibiyotik kullanan ve kullanmayan insanların enfeksiyonu atlatmaları aynı süreyi gerektirdi diyen Merenstein, "her iki grup da yaklaşık olarak 17 günde tamamen iyileşme gösterdi" diye konuştu. 

AŞIRI KULLANIMI BAKTERİLERİN DİRENÇLİ OLMA RİSKİNİ ARTIRIYOR

Araştırmacılar, antibiyotiklerin aşırı kullanımının, tehlikeli bakterilerin ilaçlara karşı dirençli hale gelme riskini artırdığını belirtti. 

Merenstein, bu çalışmanın öksürük konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurguladığını söylerken, "Öksürüğün ciddi bir sorunun göstergesi olabileceğini biliyoruz. Ciddi öksürük semptomları ve bunların nasıl düzgün bir şekilde tedavi edileceğinin daha fazla araştırılması gerekiyor, belki de bu çalışma gözlemsel olduğundan ve 2012'den bu yana bu konuyu inceleyen herhangi bir çalışma bulunmadığından, bir klinik deneyde daha fazlasının çalışılması gerekiyor" diye konuştu.