Nerde o 7 gün 7 gece süren düğünler…

Damat karısını ilk kez namazdan sonra görürdü

Nerde o 7 gün 7 gece süren düğünler…
 * Çok çok eskilerde zenginlerin düğünleri 40 gün 40 gece sürerdi. Yakın tarihimizde ise davullu zurnalı bol eğlenceli geçen, 7 gün 7 gece süren düğünler de artık mazide kaldı.

* Perşembe günü öğleye doğru gelin hanım uyandırılıp iyice süslenir,tellenir, pullanır, alnına bukleler yapılarak elmaslı tacı yeniden hazırlanırdı. Perşembe gün gelin, salonda toplanmış olan konukların huzuruna tepebaşı (Bindallı) gelinliğini giymiş olarak çıkardı.

* Eşyalar taşınıp yerleştirildikten sonra yemekler yenir, daha sonra da geleneksel gelin hamamı yer alırdı.  Gelin hamamına gidiş aynen nikâh hamamında olduğu gibiydi, yalnız nikâh hamamına sadece aileden davetli olan hanımlar katılırken düğün hamamına daha çok hanımın davetli olduğu görülürdü.

 

Yaz ayları düğün aylarıdır. Kuzey Kıbrıs’ta evlenecek olanlar düğün tarihlerini ağırlıkta olarak Haziran ayından Ağustos ayı sonuna kadar düzenlenler.

Gelenek ve göreneklerimizden birçoğunu yitirdiğimiz günümüzde, Kıbrıs’ta düğünler de büyük bir değişim gösterdi. Günlerce süren, kına geceli, davullu zurnalı, yemeli içmeli düğünler tarihe karıştı. Eskiler hep derler, “Nerede o eski düğünler” diye gerçekten de baktığımızda, eski düğünlerin yerini bugünkü ihtişamlı düğünler tutamadı…

 

Düğünler genellikle Pazartesi başlardı

Eski yıllarda düğün genellikle Pazartesi günü başlar ve bir hafta devam ederdi. Pazartesi günü gelinin çeyiz olarak götüreceği yorganlar çalgılar eşliğinde kaplanmaya başlardı. O günlerde nevresim adını verdiğimiz çarşaf türleri olmadığından yorganların mutlaka yorgan iğnesiyle elde kaplanmaları gerekiyordu. Gelinin yorganları kaplanacağı zaman önce “Başı bütün” yani başından tek nikâh geçmiş olan bir hanım bu işi başlatır sonra diğer hanımlar da yardıma gelirlerdi. Yorganlar kaplandıktan sonra sıra yatakların doldurulmasına gelirdi. Yatak doldurulunca üzerine beyaz bir çarşaf serilir, onun üzerine al bir örtü konur ve hazır olanlar yatak ve yorganları gümüşlerlerdi. Toplanan para çok olduğu takdirde gelinle çalgıcılar arasında bölüşülürdü. Az olduğu takdirde çalgıcılara bırakılırdı. Yatağın üzerindeki paralar kaldırıldıktan sonra, ailenin ilk çocuğunun erkek olması dileğiyle bir erkek çocuk yatak üzerinde tekerlenirdi.6

Salı günü hiçbir iş yapılmaz sadece yenir içilirdi. “Salı gün başlanan iş sallanır, tamamlanmaz” düşüncesi hakimdi. Hatta Salı günü yola dahi çıkmayı iyi tutmayanlar vardı.

Çarşamba, kent düğünlerinin hareketli günü

Çarşamba günü kent düğünlerinin çok hareketli günlerinden biriydi. Kızın eşyası Çarşamba günü kendi yeni evine naklediledursun, gelin hamamı da yine Çarşamba günü olurdu. Gecesi de son derece eğlenceli geçip sabaha kadar devam eden kına gecesi yer alırdı. Çarşamba günü ve gecesi Kıbrıs Türk kent düğünlerinin çok yoğun geçen hareketli zamanlarını oluştururdu. Kızın bütün eşyası çalgılar eşliğinde yeni yuvasına taşınırdı. Develerle taşınması mümkün olan ağır eşyalar develere yükletilir, kırılabilen cam eşyalar ve yorganlar sağdıçların omuzlarında ve başlarındaki buğday saplarından yapılmış selelerde (Sesda) taşınırdı. Ağır yüklerin taşındığı deve katarının önünde, alnına al krep bağlanmış, telli pullu bir peşenk bulunurdu.

Mutfağa ait eşya çoğu zaman deve katarının arkasındaki devede taşınırdı. Gelinin eşyasının taşınması esnasında geçilen sokaklarda insanların tütsü vermesi de eski adetlerimizdendi.

Bir yandan eşyalar taşınırken beri yandan da düğün evinde türlü yemekler, tatlılar hazırlanır ve orada bulunanlara mükellef bir öğle yemeği verilirdi.

Gelin hamamı

Eşyalar taşınıp yerleştirildikten sonra yemekler yenir, daha sonra da geleneksel gelin hamamı yer alırdı.  Gelin hamamına gidiş aynen nikâh hamamında olduğu gibiydi, yalnız nikâh hamamına sadece aileden davetli olan hanımlar katılırken düğün hamamına daha çok hanımın davetli olduğu görülürdü.

Gelin hamamına davetli olan hanımların ve çalgıcıların gelinden önce hamama gidip hamamın soyunma salonunda yerlerini almaları adeti vardı. Misafir hanımlar giysili olarak sedirlerde yerlerini aldıktan sonra gelin, hamam kapısından içeri girerek çalgılarla karşılanırdı.

Bir yandan karşılama havası çalarken, beri yandan: “Beyaz fese baş bağlamış gül pembe canım” sözlerinin yer aldığı türkülerle gelinin önce çarşafı, peçesi alınıp yüzüne beyaz duvak örtülürdü. Daha sonra gelini, hamamın girişinde, sağ yanda bulunan kafesli, (ġimdilerde yok) yüksek bir yere oturturlardı. Burada oturan geline yakın arkadaşlarından birisinin de mutlaka eşlik etmesi eski adetlerdendi.

Bu esnada peştemallara sarınmış, yarı çıplak tellâk kadınların hamam kısmından salona girdikleri ve müzik eşliğinde oynamaya başladıkları görülürdü. Önceden tutulmuş rakkaseler varsa onlar da oyun oynayarak hanımları eğlendirirlerdi.

Gelin bir alâ yıkanıp motifli, simli sileceklere (Hamam havlusu) sarındıktan sonra, tekrar yüzüne duvak örtülüp salona geçirilirdi.

Kız, burada annesinin, kayınvaldesinin ve yaşlı hanımların ellerini öper ve kafes arkasındaki yerine alınarak giydirilirdi.

Bu arada kız ve oğlan akrabası hanımların çalgıcıları gümüşlemesi adettendi. Bu son derece eğlenceli hamam faslından sonra gelin ve aileden olan hanımlar süslü arabalarla evin yolunu tutarken, öteki davetliler de evlerine giderlerdi. Akşamleyin aileden olanlara ve çalgıcılara yemek verme adeti vardı.

 

Kına gecesi

Eski yıllarda yer alan Kıbrıs Türk düğünlerinde köy olsun, kent olsun kına gecelerinin mutlaka yer aldığı ve düğünün en eğlenceli geçen etkinliklerini oluşturduğu görülürdü.

Günümüzde tek tük de olsa kimi ailelerin eskiye dönüş yaparcasına, çoğu zaman lüks otel salonlarında yeniden kına geceleri düzenlemeye çalıştıkları görülen olaylardandır.

Geçmiş yıllarda, Çarşamba akşamı kınaya gelen hanımları kapıda aileden iki hanım karşılar ve çarşaflarını alırdı. Gelen hanımları, çalgıcıların Mevlevi Peşrevi ile karşılamaları adettendi. Yaşlıların verdikleri bilgilere bakılacak olursa karşılama havası olarak çok eski yıllarda “Kozan MarŞı” yerine bu “Mevlevi Peşrevi’nin” çalınması adeti mevcuttu. Kına havaları çalınıp söylendikten ve çalgıcılar bol bol gümüşlendikten sonra günün ilk ışıkları etrafa yayılırken gelin yatmaya götürülürdü. Böylece düğünün en hareketli günlerinden olan Çarşamba gün ve gecesi son bulmuş olurdu.

 

Perşembe günü gelin bindallı giyerek konukların huzuruna çıkardı

Perşembe günü öğleye doğru gelin hanım uyandırılıp iyice süslenir,tellenir, pullanır, alnına bukleler yapılarak elmaslı tacı yeniden hazırlanırdı. Perşembe gün gelin, salonda toplanmış olan konukların huzuruna tepebaşı (Bindallı) gelinliğini giymiş olarak çıkardı.

Çalgıcılar salona giren gelini karşılama havasıyla karşılar, bu esnada kuşatma işi başlardı. Önce baba, elindeki kuşağı üç kez kızın beline bağlayıp çözdükten sonra, kızına mücevher takardı. Kız babasının elini öperken gözleri yaşarırdı. Babadan sonra kızın annesi kızını kuşatır ve sırasıyla diğer akrabaların da kuşatmaya katıldıkları görülürdü. Burada belirtmemiz gereken önemli bir nokta; Perşembe günkü bu kuşatmaya oğlan ailesinin katılmayışıdır. Oğlanın anne-babası ve yakınları kızı Cuma günü kuşatırlardı. Bu günde “Çarşaf gösterme” olayı yer alırdı. Kızın bakire olup olmadığı göz önünde bulundurulur, oğlanın yakınları ona göre kuşatmaya iştirak ederlerdi. Kız zifaf gecesinde bakire çıkmadığı takdirde düğün bozulur ve kuşatma da yer almazdı.

Perşembe günü yer alan kuşatma sona erince gelin, atlastan, işlemeli kumaşlarla süslü arabaya binerek yeni evine doğru yola çıkardı. Tabii bu yolculukta yakınları da beraberinde bulunurdu.

Yeni evine varan gelini damat kapıda karşılar, içeriye alır ve önceden hazırlanan yere oturtur, sonra güvey oradan ayrılırdı

 

Damat karısını ilk kez namazdan sonra görürdü

Geceleyin, yatsı namazı kılındıktan sonra, önde imamlar, arkada damat, sağdıçları, arkadaşları ve halk olduğu halde, meş’aleler ve ilâhilerle oğlan eve gelirdi. Kapıda yeni yuvanın mutluluğu için dua edilir, amin çekilir ve damadı yumrukla içeriye koyduktan sonra halk dağılırdı. Gelin, damadı ayakta karŞılar, bu esnada oğlan Allah rızası için iki rekât namaz kılardı. Namazdan sonra evde hazır bulunan yenge kadın, kızı, oğlanın koluna verip odadan ayrılarak içerisinde yiyecek bulunan bir tepsiyi getirip çıkardı. O yıllarda damat, karısını ilk kez namazdan sonra görürdü. Bu arada tepside sunulan yemeği hanımıyla birlikte yerdi. Gelin ve damada zifaf gecesinde sunulan bu yemek çoğu zaman pişmiş güvercin palazından oluşurdu. Bu yemekten damat, eliyle önce gelinin ağzına koyar, daha sonra da gelin damadın yemesine yardımcı olurdu. Güvercinler gibi muhabbetli olmaları temennisiyle bu yemeğin yedirildiği söylenmektedir.

Gerdek sabahında temiz çıkan geline damadın kıymetli bir mücevher hediye etmesi de eski adetlerimiz arasındaydı. Eski yıllarda gerdeğe girecek olan damatlara kabak yemeği yedirildiği de verilen bilgiler arasındadır. Hem de tam yedi çeşit kabak yemeği hazırlandığı ve tatırıldığı anlatılır. Hazmı kolay bir yemek türü olduğu için rehavet çökmesini engelleyici özelliğinden dolayı yedirildiği söylenmektedir.

 

Anadolu Türklerinde de yer alan gelenekler

Gerdek gecesini kısa da olsa anlatırken gelini, orada hazır bulunan yenge kadının damadın koluna verdiğinden söz etmiştik. Bu “Koltuklama” ya da “Koltuğa alma” geleneği hemen tüm Türk dünyasında yaygın bir Türk geleneğidir.

Bu geleneğe Türkmenlerde, Özbeklerde, Kazaklarda ve Kırgızlarda düğünün son günü yani gelini alma günü rastlanmaktadır. Anadolu Türklerinde de yer alan bu gelenekteki çok az farklılık koltuğa alma işini yapan kişilerdedir.

Kıbrıs’taki Türklerde bu geleneği yani koltuğa alma işini yenge kadın yaparken, Kırgızlarda koltuğa alma işini yengelerin ve bazı akraba hanımların üstlendiği görülür. Türkmenlerde gelin, özellikle sol tarafına alınır, damat da gelinin sağ koluna girerek onu yeni evlerine götürür.

Gelinin sağ tarafa alınmasının uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Türkmenlerde, düğünün son gününde, geline, yakınları tarafından kırmızı kuşak bağlandığı da bilinmektedir.

Cuma günne “Paça Günü” de denilirdi

Eski yıllarda bugüne “Paça Günü”de denmekteydi. Ailenin hanımları ve davetliler yerlerini alırken gelin de hazırlanıp ortaya çıkarılırdı. Oğlan tarafı gelini “Paça Gününde” kuşatırdı.

Öğleyin, aile birlikte yemek yerdi. Bugünün bir diğer özelliği de çarŞaf gösterme adetinin Paça gününde yer almasıydı. Zifaf gecesi gelin yatağına serilen çarşafı yenge kadın aile büyüklerine gösterir ve bolca bahŞiŞ toplardı. Bekâret kanlı bu çarşafı Rumlardaki gibi herkese gösterme adeti Kıbrıslı Türklerde mevcut değildi. Bu çarşaf, gelinin Şerefi olduğundan, ancak aileden yaŞını, başını almış kişilere gösterilmekteydi. Paça günü sona erince kentlerimizdeki düğün de son bulmuş sayılırdı. Bundan sonra gelinin bir hafta mübareki sürmesi eski adetlerimizdendi. Mübareki günlerinde, gelinin, yine hazırlandığı ve her gün ayrı bir renkte olmak üzere çeŞitli gelinlikler giyerek tebrik kabul ettiği görülürdü.

Mübarekinin son gününde gelinin siyah renk bir gelinlik giymesi de adetler arasında yer almaktaydı.

Gelen konuklara çeŞitli Şekerlemeler, Şerbetler, lokumlar ikram edildiği görülürdü. Böylece yeni bir yuva kurulmuş olurdu. Eski dönemlerde aşırı zengin ailelerin evlâtlarına masallardaki gibi kırk gün, kırk gece düğün yaptıkları bilinir.

 (Şevket Öznur’un yazısından alıntıdır. Fotoğrafları Mustafa Hacıarif derlemiştir.)

Güncelleme Tarihi: 07 Ağustos 2012, 20:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER