Kıbrıslı araştırmacı yazar Mete Hatay, Başbakan Ünal Üstel’in son açıklamalarına sosyal medya üzerinden dikkat çeken bir değerlendirmeyle yanıt verdi. Hatay, Kıbrıs’ta siyasetin tarihi analiz etmek yerine “bugünü kurmak için araçsallaştırdığını” savundu.
Hatay, “1821’de neyse bugün de odur” şeklindeki yaklaşımın bir analiz değil, geçmişi bugüne taşıyan bir “zaman makinesi” olduğunu belirterek, bunun güçlü ama tehlikeli bir retorik olduğunu ifade etti.
“1821 sadece Mora değil, Kıbrıs da hatırlanmalı”
Hatay paylaşımında, Yunan İsyanı sürecinin yalnızca Mora’daki gelişmelerle sınırlı ele alınamayacağını vurguladı. Aynı yıl Kıbrıs’ta yaşanan olaylara dikkat çeken Hatay, Osmanlı yönetiminin “isyan olabilir” endişesiyle hareket ettiğini belirtti.
Bu çerçevede Temmuz 1821’de, aralarında Başpiskopos Kyprianos’un da bulunduğu çok sayıda Ortodoks din adamı ve elitin idam edildiğini hatırlatan Hatay, ortada fiili bir ayaklanma olmamasına rağmen yüzlerce kişinin öldürüldüğünü, mallarına el konulduğunu ve birçok kişinin esir alındığını ifade etti.
“Bu bir isyan bastırma değil, önleyici şiddetti”
Hatay’a göre söz konusu olaylar klasik bir “isyan bastırma” değil, “önleyici şiddet” örneğiydi. Bazı tarihçilerin, dönemin Osmanlı muhassılı Küçük Mehmet’in motivasyonunun güvenlikten çok Ortodoks elitin mal varlığına el koymak olduğuna işaret ettiğini aktardı.
Bu süreçte adadaki Rum toplumunun entelektüel ve ekonomik elitinin tasfiye edildiğini belirten Hatay, bunun uzun vadede ters etki yarattığını savundu.
“Korkulan şey, müdahale ile mümkün hale geldi”
Hatay, 1821’deki bu tasfiyenin, ilerleyen yıllarda Kıbrıs’ta Yunan milliyetçiliğinin güçlenmesine zemin hazırladığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Daha önce Osmanlı sistemi içinde yer bulan yerel elitler, bir anda kolektif bir mağduriyetin taşıyıcısına dönüştü.”
Bu durumu “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” olarak tanımlayan Hatay, korkuya dayalı politikaların uzun vadede tam da engellemek istediği sonuçları üretebildiğini ifade etti.
“Tarihi düz çizgiye indirgemek siyaseti kilitler”
Hatay, 1821, 1963 ve 1974 gibi tarihlerin tek bir çizgi üzerinde, değişmeyen bir “zihniyetin devamı” olarak sunulmasını eleştirerek, bunun tarihsel kırılmaları ve farklı aktörleri görünmez kıldığını söyledi.
Bu yaklaşımın karşı tarafı “değişmez bir tehdit” olarak kodladığını belirten Hatay, bunun da siyaseti gerçeklikten koparıp varsayımlar üzerinden şekillendirdiğini ifade etti.
“Bu dil çözümü imkânsızlaştırır”
Hatay, bu söylemin nihayetinde “onlar değişmez, çözüm de yok” noktasına vardığını ve çözüm üretmemenin bir tercih olmaktan çıkarılıp kader gibi sunulduğunu belirtti.
Kıbrıs tarihinin aslında daha karmaşık bir gerçekliğe işaret ettiğini vurgulayan Hatay, en büyük kırılmaların çoğu zaman doğrudan çatışmalardan değil, korkuların siyasallaşmasından doğduğunu dile getirdi.