HABERLER

Lefkoşa’yı “çirkin” bulanlara yanıt: “Bu şehir surların içindeki hazinedir”

Deniz Birinci, Lefkoşa’nın yüzeysel değerlendirmelerle “çirkin” olarak nitelendirilmesine karşı çıkarak, kentin gerçek ruhunun Suriçi’nde saklı olduğunu vurguladı.

Lefkoşa sadece mahallelerden ibaret değil

Avrupa Komisyonu Program Yöneticisi Deniz Birinci, sosyal medya paylaşımında özellikle Larnaka ve Girne’den Lefkoşa’ya taşınan bazı kişilerin kenti “çirkin” olarak tanımlamasını eleştirdi.

Birinci, Lefkoşa’nın yalnızca Aglantzia, Engomi, Kaimakli, Dereboyu, Yenişehir ya da Küçük Kaymaklı gibi bölgelerden ibaret olmadığını belirtti.

“Lefkoşa’nın kalbi suriçi”

Paylaşımında, kentin esas değerinin Suriçi’nde saklı olduğunu ifade eden Birinci, bu alanın fiziksel olarak bölünmüş olsa da ruhen bütün kaldığını dile getirdi.

Birinci, Lefkoşa’yı gerçekten tanımak için kentin tarihi ve kültürel noktalarının deneyimlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Bu şehri yaşamadan anlayamazsınız”

Paylaşımında, Lefkoşa’nın günlük yaşam pratikleriyle hissedilebileceğini belirten Birinci, kentin simge noktalarına dikkat çekti.

Büyük Han, Girne Kapısı, Mağusa Kapısı ve Baf Kapısı gibi mekânların sadece tarihi değil, aynı zamanda kişisel anılarla da anlam kazandığını ifade etti.

Ayrıca, Suriçi’ndeki sosyal yaşamın, iki toplum arasında kurulan bağlara da zemin hazırladığını belirten Birinci, Lefkoşa’yı “iki toplumlu aşkın başkenti” olarak tanımladı.

“Lefkoşa’yı keşfetmeye davet”

Deniz Birinci, paylaşımının sonunda Lefkoşa’yı yüzeysel yargılarla değerlendirenlere çağrıda bulunarak, şehri gerçekten tanımaya davet etti.

Birinci, “korkmayın, aşk korku tanımaz” ifadeleriyle Lefkoşa ile kurduğu duygusal bağı da ortaya koydu.

İşte Birinci'nin yapmış olduğu paylaşımın tam metni:

"Özellikle Larnaka ve Girne’den Lefkoşa’ya taşınan bazı Kıbrıslılar, biz doğma büyüme Lefkoşalılara bu şehrin ne kadar “çirkin” olduğunu anlatmaya çalışır. Oysa Lefkoşa, onların Larnaka’dan gelip yerleştikleri Strovolos ya da Girne’den gelip yerleştikleri Yenikent değildir...

Hakikaten siz Lefkoşa’yı yalnızca Aglantzia, Engomi veya Kaimakli ya da Dereboyu, Yenişehir veya Küçük Kaymaklı’dan ibaret mi sanıyorsunuz?...

Lefkoşa dediğimiz olay, aslında surların içindeki o eşsiz hazinedir. Ve o hazine, fiziksel olarak ikiye bölünmüş olsa da ruhen her zaman bütündür...

Şimdi öncelikle şu hususta anlaşalım: Lefkoşa’nın hâlâ ayakta duran en eski Kıbrıslı Türk pastanesi Resa Budak ya da en eski Kıbrıslı Rum pastanesi Hurricane'e bir kere bile gitmemişseniz, siz gerçek bir Lefkoşalı sayılmazsınız...

Konuya tatlıdan girmişken, şunu da belirteyim: meşhur ekmek kadayıfçısı Minnoş Fırını’nın bulunduğu sokağı ya da Avrupa’nın alımlı bir kadın olarak tasvir edildiği renkli duvar resmiyle bilinen Minoos Sokağı’nı bilmiyorsanız, Lefkoşa’yı henüz keşfetmemişsiniz demektir...

Apomero’nun otantik Kıbrıs iskemlelerinde oturup Xynisteri’nizi yudumlarken aklınıza Samanbahçe'deki Iskemleci’de paylaştığınız Efes gelmiyorsa siz bu şehrin tadını çıkarmayı bilmiyorsunuzdur...

Girne Kapısı’nda dudağınıza alenen kondurulan bir öpücüğün ya da Mağusa Kapısı'ndaki park yeri içerisindeki bir köşenin sizde gizli bir hatırası yoksa, Baf Kapısı'ndaki itfaiyenin önüne gidip kendinizi yakabilirsiniz!...

Lefkoşa iki toplumlu aşkın başkentidir çünkü... Kyriakos'la Hatice'nin, Eleni ile Mehmet'in, ve tabuları yıkan daha nicelerinin tüm bölünmüşlüğe meydan okurcasına yaşadıkları ve yaşayacakları yarı gizli, yarı aleni aşkların canlı ama sessiz tanığıdır bu şehir...

Oysa siz hâlâ Beşparmak Sokağı ile Abdi Çavuş Sokağı’nı haritaya bakmadan, elinizle koymuş gibi bulamıyor musunuz?...

Akşamüstleri ya da hafta sonları biraz Kala Kathoumena’da, biraz Hoi Polloi’de vakit geçirmiyor musunuz?...

Mesai saatlerinde sur dışındaki ofisinizin dört duvarı arasında daral geldiğinde laptopunuzu kapıp suriçine kaçarak Rüstem ya da To Erma'nın iç avlusunda çalışarak nefes alma ihtiyacı hissetmiyor musunuz?...

Suriçinin her iki yarısındaki sergi, sunum ve konserlere katılmıyor diğer toplumdan insanlarla tanışıp yeni dostluklar kurmuyor musunuz?...

Her cumartesi, yağmur çamur demeden ya da kavurucu sıcağa aldırmadan Büyük Han’da buluşup kahvesini yudumlayan o yüreği insan sevgisi dolu insanlar size bir şey ifade etmiyor mu?

Öyleyse, sizi yıllardır kendisiyle derin bir aşk yaşadığım Lefkoşa’yı gerçekten tanımaya davet ediyorum! Korkmayın, aşk korku tanımaz…"