GÜNDEM

Kıbrıslı Türklerde kaygı kalıcılaşıyor: Toplumsal kaygı endeksi 4,5’e ulaştı

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi (CMIRS) tarafından Aralık 2025’te 500 kişiyle yüz yüze yapılan ve üç ayda bir tekrarlanan araştırmanın üçüncü bölümü kamuoyuyla paylaşıldı. Çalışma, Kıbrıslı Türklerin siyasal güven, sosyal güven, bireysel özgüven ve mutluluk algılarının son dönemde yaşanan gelişmelerden nasıl etkilendiğini ortaya koyuyor.

Bu araştırmayla birlikte ilk kez Toplumsal Kaygı Endeksi hesaplandı. Endeksin 5 üzerinden 4,5 çıkması, kaygının geçici bir ruh hâli olmaktan çıkıp toplum genelinde kronik bir duruma dönüştüğünü gösteriyor.

Kaygı Katman Katman Derinleşiyor

Araştırmaya göre toplumsal kaygı tek bir alandan beslenmiyor; aksine birbirini tetikleyen üç temel katman üzerinden şekilleniyor.

İlk ve en güçlü katmanı ekonomik kaygılar oluşturuyor. Gelir kaybı, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığının kontrol edilememesi ve iş güvencesinin zayıflaması, diğer tüm endişelerin temelini oluşturuyor.

İkinci katmanda siyasal ve yönetsel kaygılar yer alıyor. Siyasi liderliğin yetersizliği, kurumlara duyulan güvensizlik ve karar alma süreçlerinin öngörülemezliği, ekonomik sorunların çözülemeyeceği algısını daha da güçlendiriyor.

Üçüncü katman ise gelecek ve kimlik kaygılarından oluşuyor. Çocukların geleceği, gençlerin ülkede kalma isteğinin azalması ve toplumsal yapının sürdürülebilirliği konusundaki endişeler özellikle genç ve orta yaş gruplarında belirginleşiyor. Bu alan, artan göç eğilimleriyle doğrudan ilişkilendiriliyor.

Toplum Krizi Beklemiyor, Krizin İçinde Yaşıyor

Araştırma bulguları, yüksek kaygı düzeyinin toplumun siyasetle kurduğu ilişkiyi de dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Büyük değişim beklentilerinin yerini düşük beklentiler, iddialı reform söylemlerinin yerini ise “zararı sınırlama” ve istikrar arayışı almış durumda.

Mine Yücel’e göre Kıbrıs Türk toplumunda umut vadeden büyük vizyonlardan çok, “daha kötüye gitmeyecek” garantisi karşılık buluyor. Kaygının bu denli yüksek olduğu bir ortamda radikal reformların toplumsal destek bulması zorlaşırken, mevcut statüko kırılgan olmasına rağmen varlığını sürdürüyor.

Kaygı Oranları Alarm Veriyor

Anket sonuçları, neredeyse tüm başlıklarda kaygı düzeylerinin son derece yüksek olduğunu gösteriyor. Katılımcıların:

  • %83,97’si önümüzdeki 10 yıl içinde yaşam standartlarının düşmesinden,

  • %82,16’sı iş güvencesi ve gelir kaybından,

  • %85,78’i sağlık alanındaki belirsizliklerden,

  • %87,58’i gençlerin ve nitelikli iş gücünün göçünden endişe duyuyor.

En çarpıcı sonuçlardan biri ise yolsuzluk başlığında ortaya çıktı. Katılımcıların %94,58’i ülke yönetiminde yolsuzluğu ciddi bir kaygı kaynağı olarak görüyor. Kültürel kimliğin geleceği (%93,39), hükümet istikrarsızlığı ve siyasi kutuplaşma (%84,57) ile uluslararası tanınmama ve izolasyonlar (%87,17) da en yüksek endişe alanları arasında yer alıyor.

Kıbrıs Sorunu Gündelik Hayatın Bir Parçası

Araştırmada Genel Kaygılar ile Kıbrıs Sorunu’na ilişkin kaygıların eşit ağırlıklandırılmasıyla hesaplanan Toplumsal Kaygı Endeksi, Kıbrıs Sorunu’nun toplum açısından yalnızca siyasi değil, aynı zamanda gündelik yaşamı ve gelecek beklentilerini doğrudan etkileyen yapısal bir stres unsuru olarak algılandığını ortaya koyuyor.

Mevcut statüko kabul edilemez bulunurken, olası çözüm seçeneklerinin her birinin de kaygı yaratması, sorunun umut üreten bir süreç olmaktan çıkıp belirsizlik yaratan kalıcı bir duruma dönüştüğünü gösteriyor.

Güven Erozyonu Derinleşiyor

Araştırma, yüksek kaygı düzeyinin siyasal davranışlara da doğrudan yansıdığını ortaya koyuyor. Katılımcıların büyük bölümü, karar alma süreçlerinden dışlandığını düşünüyor ve siyasal aktörlerin sorun çözme kapasitesine güven duymuyor. Bu durum, siyasete yönelik beklentilerin daha da düşmesine neden oluyor.

CMIRS’in genel değerlendirmesine göre, Kıbrıs Türk toplumunda kaygı artık bir tepki değil, toplumsal hayatın temel belirleyeni hâline gelmiş durumda. Kaygıyı azaltmayı, belirsizliği yönetilebilir kılmayı ve topluma yeniden kontrol duygusu kazandırmayı hedeflemeyen hiçbir siyasal yaklaşımın geniş toplumsal destek bulmasının kolay olmayacağı vurgulanıyor.

Araştırmanın vardığı temel sonuç ise net:
Ankete katılanların yüzde 83,97’si, önümüzdeki 10 yıl içinde yaşam standartlarının düşmesini ciddi bir kaygı kaynağı olarak görüyor.

Ankete katılanların 85.78%i kendi ve ailesinin sağlığıyla ilgili belirsizlikleri kaygı verici bulduğunu belirtmiştir.

Ankete katılanların 82.16%sı iş güvencesi kaybı ve gelir azalması olasılığını aygı verici bulduğunu belirtmiştir.

Ankete katılanların 93.39%u Kıbrıs Türk Toplumunun kültürel kimliğinin geleceğinden kaygı duymaktadır.

Toplumsal kutuplaşma ve toplumsal dayanışmanın azalmasından kaygı duyanların oranı ise 88.18%dir.

Ankete katılanların 87.58%i gençlerin ve nitelikli iş gücünün yurt dışına göç etmesini kaygı verici bulmaktadır.

Hükümet istikrarsızlığı ve siyasi kutuplaşmayı kaygı verici bulanların oranı ise 84.57% olmuştur.

KKTC’nin uluslararası tanınmaması ve diplomatik izolasyonları kaygı verici bulanların oranı ise 87.17%dir.

Türkiye ile ilişkilerde olası gerginlik ve çatışmaları kaygı verici bulanların oranı 73.54% olmuştur.

Ülke yönetiminde yolsuzluğu kaygı verici bulanların oranı ise 94.58%’dir.

Ülke içi güvenlik konusunda kaygı duyanların oranı 85.17%dir.

İklim değişikliği, kuraklık ve enerji krizleri gibi çevresel risklerden kaygı duyanların oranı 79.55%tir.

Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler nedeniyle yanlış karar alma olasılığından kaygı duyanların oranı 80.77% olmuştur.

Medyanın siyasi ve toplumsal algıyı manipüle etme potansiyelinden kaygı duyanların oranı ise 74.54%tür.

Ankete katılanların 78.75%i kendi görüşünü ifade edememe veya etkisiz kalma konusunda kaygılıdır.

Ankete katılanların 79.15%i ise siyasi ve toplumsal karar süreçlerine katılımının sınırlı olması konusunda kaygılıdır.