GÜNDEM

Kemal Baykallı: Guterres’in hedefi Kıbrıs’ı yeniden müzakere masasına taşımaktır

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Dış İlişkiler Sekreteri Kemal Baykallı, Kanal T’de Damla Dabis’in hazırlayıp sunduğu programa katılarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyareti, müzakere süreci, uluslararası konjonktür ve Kıbrıs sorununun ekonomiye etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıs konusunda bilgi kirliliği ve spekülasyonların arttığını belirten Baykallı, sürecin söylentiler üzerinden değil, somut olgular üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Baykallı, Guterres’in temel hedefinin yeni bir çözüm modeli açıklamak değil, tarafları yeniden müzakere sürecine taşıyacak zemini oluşturmak olduğunu ifade etti.

“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin amacı, tarafları yeniden 5+1 formatında bir araya getirecek sürece katkı koymaktır. Maria Angela Holguín de uzun süredir bunun için mekik diplomasisi yürütüyordu. Ancak yeniden müzakere aşamasına gelinmesi yalnızca iki tarafın anlaşmasına bağlı değildir. Crans-Montana sonrasında garantör ülkelerin de dahil olacağı yeni bir süreç gerekmektedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın izlediği politikanın Kıbrıslı Türklerin uluslararası alandaki iradesine zarar verdiğini savunan Baykallı, “Tatar’ın bıraktığı en büyük zarar, Kıbrıslı Türklerin kendi gelecekleri hakkında karar verebilecek siyasi iradeye sahip olduğu algısını zayıflatmasıdır. Sürekli Ankara’ya havale edilen bir siyaset anlayışından sonra, Tufan Erhürman’ın Türkiye ile daha uyumlu ve dengelş bir diyalog zemini kurabilmesi önemli bir gelişmedir” diye konuştu.

Guterres’in ziyaretine ilişkin toplumda çeşitli spekülasyonlar üretildiğini belirten Baykallı, toprak tavizi ya da geçiş süreci üzerinden korku yaratılmasının doğru olmadığını söyledi.

“Bazı çevreler halka ‘Guterres geliyor, toprak verilecek’ ya da ‘şu olacak, bu olacak’ diyerek korku yayıyor. Böyle bir durum söz konusu değildir. Guterres’in buraya geliş amacı, kendi özel temsilcisinin yürüttüğü süreci güçlendirmek ve tarafların yeniden müzakere masasına oturmasını sağlayacak zemini oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.

Baykallı, Guterres’in adadan somut ilerleme sağlanmadan ayrılmak istemeyeceğini belirterek, ziyaretin sonunda 5+1 toplantısına giden yolun açılmasının en önemli beklenti olduğunu dile getirdi.

“Beş yıllık kaybın bedelini ödüyoruz”

Kıbrıs sorununun uzun yıllardır çözümsüz bırakılmasının ağır sonuçlar doğurduğunu söyleyen Baykallı, iki devletli çözüm söylemi nedeniyle son beş yılda önemli zaman kaybedildiğini ifade etti.

“Tarihte ilk kez bu kadar uzun süre hiçbir resmi müzakerenin yapılmadığı bir dönem yaşadık. Bu bile başlı başına yeniden görüşmelere başlanması gerektiğini gösteriyor” diyen Baykallı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çözüm iradesini ortaya koyan Tufan Erhürman’ın halktan destek almasının da toplumun beklentisini gösterdiğini söyledi.

Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis’in de çözüme güçlü bir siyasi irade ortaya koymadığını belirten Baykallı, her iki tarafta da çözüm sürecini zorlaştıran iç siyasi dinamiklerin bulunduğunu kaydetti.

“Uluslararası konjonktür çözüm için uygun bir zemin oluşturuyor”

Guterres’in Kıbrıs dosyasına yeniden ağırlık vermesinin yalnızca kişisel bir tercih olmadığını belirten Baykallı, bölgesel gelişmelerin de bu süreci etkilediğini söyledi.

İran-İsrail gerilimi, Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın enerji güvenliği, NATO’nun yeniden şekillenen yapısı ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin Kıbrıs’ın önemini artırdığını ifade eden Baykallı, Türk-Yunan ilişkilerindeki normalleşme arayışının da çözüm süreci açısından yeni fırsatlar oluşturduğunu dile getirdi.

“Bugün bölgede istikrara her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Avrupa enerji arzını güvence altına almak istiyor. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyileşmesi de Kıbrıs meselesinin artık kriz üreten değil, çözülebilecek bir başlık olarak görülmesini sağlıyor” dedi.

“Kıbrıslı Türklerin güvenlik kaygıları meşrudur”

Kıbrıs sorununun çözümünde Kıbrıslı Türklerin güvenlik endişelerinin görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Baykallı, özellikle son yıllarda yaşanan uluslararası gelişmelerin bu kaygıları daha da artırdığını söyledi.

“Filistin’de yaşananları ve uluslararası hukukun nasıl ihlal edilebildiğini gördükten sonra Kıbrıslı Türklerin güvenlik kaygılarını dile getirmesi son derece meşrudur” diyen Baykallı, çözüm modelinin adından çok, güç paylaşımı ve güvenlik mekanizmalarının nasıl kurulacağının önemli olduğunu ifade etti.

Baykallı, federal çözümün de aslında Kıbrıslı Türklerin 1960 Anayasası’ndan doğan kurucu ortaklık haklarının yeniden hayata geçirilmesi anlamına geldiğini belirterek, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi çözüm süreçlerinde yeniden yapıcı rol üstlenebileceğini söyledi.

“Türkiye 2004 Annan Planı sürecinde de, 2017 Crans-Montana sürecinde de olumlu katkılar koymuştur. Bugün farklı siyasi söylemler kullanılıyor olabilir ancak çözüm gerçekleştiğinde de Türkiye, Kıbrıslı Türklerin kurucu devlet statüsünü ve 1960’tan gelen haklarını savunmaya devam edecektir” diye konuştu.

“Çözümsüzlük ekonomiyi her geçen gün daha fazla çökertiyor”

Baykallı, Kıbrıs sorununun yalnızca siyasi bir mesele olmadığını, ülkenin bütün ekonomik sektörlerini doğrudan etkilediğini söyledi.

Turizmden yükseköğretime, ticaretten yatırımlara kadar hemen her alanda çözümsüzlüğün ağır maliyet yarattığını belirten Baykallı, sahte diploma tartışmalarının uluslararası alandaki yansımalarının bile bunun örneklerinden biri olduğunu ifade etti.

“Kuzey Kıbrıs ekonomisinin temel sektörlerinin tamamı çözümsüzlükten olumsuz etkileniyor. Ambargolar, uluslararası tanınmama ve hukuki belirsizlikler ekonomiyi her geçen gün daha kırılgan hale getiriyor. Gerçek anlamda saygın bir devlet yapısına ulaşmanın yolu güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomik yapı kurabilmekten geçiyor” dedi.