Dün Meclis kürsüsünde Maliye Bakanı Özdemir Berova muhalefeti “somut öneri yapmamakla” suçladı.
Bu suçlamanın kamuoyunda belirli bir karşılık bulduğu da görülüyor.
Ancak önce şu gerçeğin kabul edilmesi gerekiyor:
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo birkaç haftada ortaya çıkmış bir mali sıkıntı değildir.
Ortada yıllara yayılan yanlış tercihler, popülist politikalar ve mali disiplinin aşınmasıyla oluşmuş birikmiş bir ekonomik enkaz vardır.
Bu nedenle kamuoyuna sunulan tabloyu savaşın yarattığı kısa vadeli bir zorluk olarak anlatmak gerçeği açıklamaz.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ekonomik koşulları etkiler.
Ancak bugün yaşanan mali sıkıntıların kökleri çok daha eskiye uzanır.
Bu nedenle çözüm arayışı birkaç mali tedbir önerisiyle sınırlı tutulamaz.
Ortaya çıkan enkazın kaldırılması güçlü bir reform iradesi, güven veren bir yönetim anlayışı ve en az bir beş yıllık istikrarlı iktidar dönemi gerektirir.
Son haftalarda yazdığım yazılarda da televizyon programlarında yaptığım değerlendirmelerde de aynı noktaların altını çizdim.
Ülkenin karşı karşıya olduğu tablo bütçe açığının ötesine geçmiştir.
Bugün karşımızda borçla dönen bir kamu maliyesi bulunmaktadır.
Bu yapı sürdürülebilir bir ekonomik düzen kurma kapasitesi taşımaz.
Rakamların Anlattığı Gerçek
Burada dikkat çekici bir çelişki de ortaya çıkıyor.
Aylardır hükümet kürsülerden ekonominin güçlü yönetildiğini anlatıyordu.
Bütçenin kontrol altında olduğu söyleniyordu.
İstikrar vurgusu yapılıyordu.
Bugün ise aynı hükümet muhalefetten somut öneri talep ediyor.
Bu tablo doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor.
Ekonomi aylardır anlatıldığı kadar güçlü yönetiliyorsa bugün muhalefetin önerilerine neden ihtiyaç duyuluyor?
Bugün yaşanan durum hükümetin de artık ortaya çıkan mali tablonun ağırlığını kabul etmeye başladığını gösteriyor.
2025 yılı bütçesi yaklaşık 15 milyar TL açıkla kapandı.
Kısa vadeli iç borç yükü 16 milyar TL’yi aşmış durumda.
Devlet bankalardan borçlanarak vatandaşın mevduatını kullanıyor.
Cari harcamalar bu şekilde finanse ediliyor.
Bu yöntem kısa vadede nefes aldırmış olabilir ama uzun vadede finansal kırılganlığı büyüttü.
Bugün ortaya çıkan tabloyu açıkça söylemek gerekir.
Borçla kurulan bir kamu maliyesi sürdürülebilir bir ekonomi modeli oluşturmaz.
Öneriler Açık ve Nettir
“Muhalefetin önerisi yok” söylemi siyasette sık kullanılan bir slogandır.
Oysa öneriler son derece açıktır.
İlk adım kamu maliyesinde disiplinin yeniden kurulmasıdır.
Uzun yıllar boyunca Türkiye ile imzalanan ekonomik protokoller kamu maliyesi için önemli bir çıpa işlevi görüyordu.
Borçlanma sınırlandırılıyor, bütçe dengesi gözetiliyor, mali yönetim belirli bir disiplin içinde yürütülüyordu.
Bugün bu yaklaşımın büyük ölçüde ortadan kalktığı görülüyor.
Bu nedenle ilk somut adım bütçe disiplininin yeniden kurulmasıdır.
İkinci Adım: Borç Yapısının Yeniden Düzenlenmesi
Devletin kısa vadeli borç yükü ciddi bir risk yaratıyor.
Bu nedenle borçların orta vadeye yayılacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekir.
Bu yaklaşım birçok ülkede uygulanan klasik bir mali istikrar yöntemidir.
Bu adım ekonomik güvenin yeniden inşasına katkı sağlar.
Üçüncü Adım: Yapısal Reform Hamlesi
KKTC’nin karşı karşıya olduğu mali sorunlar kısa vadeli bütçe tedbirleriyle çözülemez.
İhtiyaç duyulan yaklaşım KKTC devletinin anayasasına ve yasalarına uygun şekilde yürütülecek kapsamlı yapısal reform hamleleridir.
Kamuda verimliliği artıran reformlar.
Mali yönetimi güçlendiren düzenlemeler.
Ekonomiyi sürdürülebilir bir zemine taşıyan politikalar.
Kalıcı çözüm bu reform iradesidir.
Türkiye ile Sağlıklı İşbirliği
Türkiye ile ilişkilerin ekonomik boyutu büyük önem taşır.
Geçmişte uzun yıllar boyunca Türkiye, KKTC’nin cari harcamalarına katkı sağlayarak mali yapının ayakta kalmasına destek verdi.
Benzer bir işbirliği zemininin oluşabilmesi için önce KKTC’nin kendi mali disiplinini sağlaması gerekir.
Hiçbir ülke mali yönetim kapasitesine güven duymadığı bir yapıya sınırsız destek vermez.
Bu nedenle öncelik güven veren bir mali yönetim anlayışı oluşturmaktır.
Bugün ortaya çıkan tablo güven kaybını açık biçimde gösteriyor.
Bir yandan mali disiplini bozarak Türkiye’nin güveni zedelendi.
Diğer yandan halkın güveni de sıfırlandı.
Çünkü örneğin Türkiye yetkililerine şu cümleyi kurma cesareti gösterilemedi:
“Bu özelleştirme yasasını siz istediniz diye zamanında meclisimizden geçirdik. Yapısal reform hamlelerimizi kendi yasalarımıza uygun şekilde yürütmemiz gerekiyor.”
Bu cümleyi kuramayan bir siyasi yaklaşım Kıbrıs Türk halkının güvenini de zedeledi.
İki güven kaybı aynı anda yaşandığında ortaya çıkan tablo herkes tarafından görülür.
Propaganda Yerine Güven Veren Yönetim
Devlet yönetimi propaganda ile yürütülemez.
Sürekli başarı hikâyesi anlatmak ekonomik gerçekleri değiştirmez.
Güçlü devlet yönetimi sağlam analizlere dayanır.
Öngörülebilir politikalar üretir.
Şeffaflık sağlar.
Toplumsal güven bu zeminde oluşur.
Propaganda ile gerçek arasındaki mesafe büyüdükçe toplumun devlete duyduğu güven zayıflar.
Bugün yaşanan durum budur.
Sonuç itibariyle, ortaya konan öneriler son derece açıktır.
Bütçe disiplininin yeniden kurulması, borç yapısının yeniden düzenlenmesi, kamuda verimliliği artıran reformlar, KKTC devletinin anayasasına ve yasalarına uygun şekilde yürütülecek yapısal reform hamleleri ve Türkiye ile güvene dayalı ekonomik işbirliği.
Bu tablo karşısında hükümet için en gerçekçi adım da artık netleşmiştir.
Görevi devralabilecek güvenilir bir yönetime alan açmak.
Ülke propaganda istemiyor, güven veren bir yönetim bekliyor.