Turizm Bakanlığı Müsteşarı Serhan Aktunç, turizm sektörünün küresel ve bölgesel gelişmelere son derece hızlı tepki veren kırılgan bir alan olduğuna dikkat çekerek, özellikle savaş ve güvenlik risklerinin turizm hareketlerini doğrudan etkilediğini söyledi. Bölgedeki gerilimlerin rezervasyonlarda düşüşe yol açtığını belirten Aktunç, buna rağmen Türkiye pazarına dayalı yapı sayesinde Kuzey Kıbrıs turizminin Güney Kıbrıs kadar büyük bir darbe almadığını ifade etti.
Aktunç, böyle dönemlerde sektörün rekabet gücünü artıracak adımlar atılması gerektiğini vurgulayarak, piyasayı pahalılaştıran uygulamalardan kaçınılması, bunun yerine turizm paydaşlarını motive edecek teşvik ve destek mekanizmalarının devreye alınmasının zorunlu olduğunu kaydetti. Turizmin cari açığın yüzde 60’ından fazlasını karşılayan ve 2025 yılında 2 milyar doların üzerinde gelir yaratması beklenen stratejik bir sektör olduğuna işaret eden Aktunç, kriz dönemlerinde turizme destek verilmesinin bir tercih değil ekonomik bir gereklilik olduğunu dile getirdi.
Aktunç'un açıklamasının tamamı şöyle:
Turizm son derece kırılgan bir sektördür. Çevresindeki ekonomik ve siyasi gelişmelerden çok hızlı ve güçlü şekilde etkilenir. Özellikle güvenlik, çatışma ve savaş gibi konular söz konusu olduğunda bu etkiler çok daha belirgin ve yıkıcı olabilmektedir.
İnsanlar yıl boyunca çalışır, yorulur, para biriktirir ve genellikle yılda bir ya da iki kez bu birikimleriyle tatil yapmayı planlar. Tatil planı yapılırken alternatif destinasyonlar arasında ilk bakılan unsur güvenliktir. Gidecekleri destinasyonun güvenli olup olmadığı, turistin kararında belirleyici rol oynar. Eğer tercih etmeyi düşündükleri ülkede veya yakın coğrafyasında bir istikrarsızlık ya da savaş varsa, o destinasyon ne kadar cazip olursa olsun insanlar çoğu zaman o bölgeyi tercih etmez.
Güvenlikten sonra en önemli ikinci unsur ise fiyat ve rekabet koşullarıdır. Turistler gitmeye karar verdikleri bölge içindeki alternatif destinasyonları karşılaştırır; fiyatları, sunulan hizmet kalitesini ve toplam tatil maliyetini değerlendirerek karar verir.
Bu genel turizm motivasyonlarını ortaya koyduktan sonra ülkemize baktığımızda, savaşın doğrudan içinde olmasak da bölgesel risk ve tehditlerin etkilerinden bizim de pay aldığımız görülmektedir.
Buna rağmen turizmimizin büyük ölçüde Türkiye pazarına dayanıyor olması ve Türkiye’den uçuş iptallerinin yaşanmamış olması sayesinde, rezervasyonlarda bir miktar düşüş görülse de Güney Kıbrıs turizminin yaşadığı kadar büyük bir darbe almadığımız da bir gerçektir.
Ancak bu durumdan bir avantaj da şimdilik yaratamadık. Çünkü böyle bir dönemde ülkemizin rekabet gücünü artıracak adımlar atılması gerekirken, piyasayı ucuzlatmak yerine pahalılaştıran uygulamalardan kaçınmamız gerekir.
Oysa böyle bir savaş ve kriz ortamında bazı tasarruf önlemlerinin alınması anlaşılabilir olmakla birlikte, piyasayı rahatlatacak, sektöre moral verecek ve turizm paydaşlarını motive edecek hibe ve teşvik mekanizmalarının devreye alınması gerekir.
Rekabet gücümüzü özellikle böylesi zor zamanlarda daha da güçlendirmeli ve turizm sektörünün tüm paydaşlarına daha fazla destek olmalıyız.
İnsan odaklı bir sektör olan turizm, yerli ve yabancı turist sayısındaki düşüşten doğrudan ve ağır şekilde etkilenir. Bu durum işletmelerin personel azaltmasına yol açabilir ve sonuç olarak hem kamu maliyesi hem de Çalışma Bakanlığı bütçesi açısından ciddi kayıplar ortaya çıkarabilir.
Oysa turizm, cari açığımızın yüzde 60’tan fazlasını karşılayan ve 2025 yılı için 2 milyar doların üzerinde gelir yaratması öngörülen stratejik bir sektördür. Çarpan etkisi sayesinde kamu maliyesine önemli katkılar sağlar, Çalışma Bakanlığı bütçesine güçlü destek oluşturur ve üreticinin ürettiğini satabildiği, hizmetler sektörünün ayakta kaldığı bir ekonomik ekosistem yaratır.
Bu nedenle böyle bir kriz ortamında turizm sektörüne destek sağlamak bir tercih değil, zorunluluktur.
Tasarruf tedbirlerini elbette anlayabiliriz. Ancak aynı zamanda hayatı pahalılaştırmayacak, piyasayı daha da zayıflatmayacak ve rekabet gücümüzü düşürmeyecek; aksine artıracak tedbirlerin de hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Aksi takdirde bu savaş ve kriz sona erdiğinde eski seviyemize dönmemiz çok daha zor olacak ve belki de toparlanması çok daha güç bir ekonomi ile karşı karşıya kalacağız.