Tek bir festivalde buluşmak, iki festivalde buluşamamaktan daha iyidir!

Londra’da Haziran ayının son iki Pazar gününde, iki tane “festival” düzenlendi...

Biri solcuların...

Öteki sağcıların...

Ne saçma!

-*-*-

Haaaa, isterseniz elli altı tane yaparsınız!

Her hafta sonu bir tane.

Sorun değil.

Güzel de olur.

Ama etkili sonuç almak başka şeydir, ego tatmini başka şey.

Çok sıkı düşünürseniz, “tek bir festivalde buluşma”nın, “iki festivalde buluşamamak”tan daha mantıklı ve doğru olduğu inancındayım.

Eski Başbakan Tufan Erhürman, tek festival konusunda iki tarafı aslında uzlaştırmıştı.

Ama Uzlaşı sonradan bozuldu.

Neden bozulduğu önemli değil ama bozulmanın verdiği negatif hava, etkisini hemen gösterdi.

Londra’da özellikle Kıbrıslı Türk toplumu içerisinde hala sağ – sol atmosferi ağırlıklı tavırdır.

Oysa, örneğin Rumlarda, Ermenilerde diasporadaki siyasi farklılıklar genellikle perde gerisinde tartışılır...

Ama, diasporadaki Rumlar, Ermeniler eğer yaşam sürdükleri ülkedeki merkezi hükümet veya her hangi bir lokal otoriteyi etki altına almak istiyorsa, görüntü nettir ve o görüntü mutlak birliktelik içermektedir.

Kısacası, hala 1950 model kafayla birlikte festival düzenleyememiş olmak, Londra özelinde ve İngiltere genelinde Kıbrıs Türk toplumunu güçsüz yapar ve bölünmüş gösterir.

İngiliz merkezi hükümeti veya herhangi bir lokal otorite üzerindeki etki istenildiği güçte olmaz.

Ama bunun da ötesinde, ikiye bölünmüş, zayıf siyasi birliktelik; Londra’daki toplumun KKTC ile ilişkilerindeki gücünü de olumsuz etkiler.

Birlik olup askerlik meselesinde ses getirmek başkadır, ikiye bölünmüş olarak bu konuyla cebelleşmek başka...

Seçme – seçilme veya örneğin bir kişilik, iki kişilik KKTC Meclisi’nde temsiliyet mi istiyorsunuz?

Bölünmüş görüntüyle, ego dolu tavırlarla bunu elde etmek imkansızdır.

Tek yumruk, tek irade ile tavır belirleyebilmek daha kolaydır.

“Efendim, bu iki festival, sadece kültürel etkinliklerdi, siyasi baskı grubu olmakla alakası yok” mu diyorsunuz?

Bence var!

Çünkü KKTC’den edinilen izlenim, Londra’da bölünmüşlük olduğudur.

Önümüzdeki sene umarım her türlü egolar bir yana bırakılır ve ortak veya birlikte festival düzenlenmesi başarılır.

Dediğim gibi, illa ki bir kez düzenlenmesine gerek yoktur.

Birden çok kez düzenlenir ama tek yumruk olunduğu açıkça vurgulanır.

-*-*-

Yine de, her iki organizasyonu gerçekleştiren herkesi, “keşke birlikte yapabilseydiniz” deme hakkımı saklı tutarak, yürekten kutlamak isterim.

Özel yaşamlarından, kendilerine ve ailelerine ayırmaları gereken zamanlarından kesip bu festivallerin hazırlanmasında emeği geçen herkes, büyük iş başarmıştır.

Tebrikler...

-*-*-

Ve bir tebrik de Londra Türk toplumu Futbol Federasyonu’na...

Yıllardan beridir Londra’da en değerli, en büyük işi başaran, bu federasyonumuzdur.

En başta sevgili Başkan Serdar Sarı olmak üzere, tüm federasyon yöneticilerini, kulüp yöneticilerini, sporcu ve taraftarları da yürekten kucaklarım.

Çok büyük iş yapıyorsunuz.

Daha büyük işler başarma hedefinizde başarılar dilerim..

-*-*-

Turizm ülkesi Kıbrıs’a sadece barış yakışır

Kıbrıs çevresindeki denizlerde, doğal gaz aramaları ile birlikte başlayan “pay kapma” tartışmaları henüz kavgaya dönüşmedi.

Daha doğru bir ifadeyle, “henüz silahlı kavga” başlamadı.

Ama “laf atmaları” içeren dalaşmalar çoktan beri vardı.

Türkiye, gerek kendi “hakkı” olduğunu iddia ettiği bölgede, gerekse Kıbrıs Türk toplumunun haklarının da olduğunu iddia ettiği bölgelerde doğal gaz veya petrol araması yapıyor; “bulursak kesin çıkarırız” diye mesajlar yağdırıyor.

Rum tarafı tepkili.

Onlar da, “arama” gemilerinin personelini tutuklatacaklarını söylüyor hatta bu konuda yasal yöntemlere baş vuruyor.

Şimdilerde Türkiye’nin tavrı da daha çok “hukuki” alana kaymış olsa da, beni en çok ilgilendiren, “etin ne kemiğin ne” misali, KKTC yöneticilerinin de bu “kavgada” yer alıyor olmasıdır.

Kimsenin tanımadığı ve “toplum olmak” dışında hak vermeyi de düşünmediği Kıbrıslı Türkler, bu kavganın en ciddi mağdurudur aslında.

Neden mi?

Çünkü gerginlik ve KKTC makamlarının ağızlarına kadar giren tehditler yağdırma nedeniyle, örneğin bu yaz sezonu, geçmiş yıllara göre turist görmeyen bir yaza dönüşmüştür.

Ayağımıza kurşun sıkıyoruz.

Öncül sektör diye canımızı yediğimiz turizmi ve “öteki öncül sektör” diyerek övündüğümüz üniversite sektörünü tamamen bitirebilecek bu kavga ve gerginliği adeta umursamıyoruz.

Yazık!

Çok yazık!

Turizm ülkesi Kıbrıs’a yakışan, sadece barıştır...

Ve Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulmak kaçınılmazdır.

YORUM EKLE