Ruhum hippidir!

“Alo komutanım”

Ruhum hippidir!

Ruhum hippidir”

* Gazimağusa’nın tanınmış simalarından Hüseyin Alo’yla ilginç bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Film gibi bir yaşam öyküsü…Otostopla Avrupa turundan, yabancı bayanlarla ilişkilerine, hapislikten, ‘dikizcilik’ suçundan görevden alınmasına kadar birçok konuyu onun ağzından dinliyoruz.

* “Çok güzel bayanlarla yaşadım. Her yaşadığım bayan beni memleketine götürürdü. Evlerinde kalırdım. İlginçti. Onları benden beter görürdüm. Fakir görürdüm. Hippi gibi. Evlerine gider hayal kırıklığı yaşardım. Zengin insanlarmış meğer. Son model BMW’ler, havuzlu villalar…”

* Henüz daha köylerde yaşayanların şehri göremediği, ulaşımın çok zor olduğu günlerde dünyayı gezen Hüseyin Alo anlatıyor 1974 öncesinde ülke dışına nasıl çıktığını. “74’ten önce cebimde 5 şilin otostopla Hollanda’ya gittim. Buradan gemiye binip önce Mersin’e gittim. Edirne’den geçerek, Bulgaristan, Yugoslavya’dan geçtim…”

 

Misli Kadıoğlu

Gazimağusa’nın Namık Kemal Meydanı’ndaki cümbez ağacını bilmeyenler yoktur. Onun kadar olmasa da Mağusa’da bilinen bir isimdir Hüseyin Alo. İlginç kişiliği, farklı yaşam tarzı ile özellikle Mağusalıların ve turistlerin yakından tanıdığı Hüseyin Alo’nun yaşam hikayesi de kitaplara konu olabilecek cinsten. Hayata gözlerini bir macera içerisinde açan Hüseyin Alo, halen daha macera dolu bir hayat yaşıyor. Geçmişinde, Tarım Bakanlığındaki görevinden birilerini dikizlemekten suçlanıp atılsa da, katillikten tutuklanıp üç ay boyunca hapse düşse de, şu anda yapayalnız, fakir bir yaşam sürse de o halinden memnun. Hüseyin Alo ile Namık Kemal Meyda’nında buluşuyoruz Şubat ayı içerisinde güneşli ancak soğuk bir günde. Ve onun yaşam öyküsünü dinlerken, kah heyecanlanıyor, kah gülüyor, kah üzülüyoruz.

Kundaktayken onu çalmışlar…

Sizlere doğumumu anlatmakla başlayım diyor Hüseyin Alo. 7 aylıkken Lefkoşa’da doğmuş. Bir Rum Hastanesi’nde... Onun anlatmasına göre, iki kızı olan bir cira da üçüncü çocuğunu da kız doğurmuş aynı gün…Doğum esnasında gözünden yaralanan bebek Hüseyin Alo, hastanede kalmak zorunda kaldığı o günlerde, cira tarafından değiştirilmiş. Cira’nın onu alıp evine götürdüğünü anlatıyor bizlere. Ve bir rivayete göre de, gözünün yaralı olduğunu gören cira, Hüseyin Alo’yu çaldıktan sonra, annesine geri götürmüş…Yıllardan 1952.
Heyecanla hikayesini anlatan Hüseyin Alo, daha sonra da şu detayı da yazmamızı istiyor. “Hal böyle olunca, benim dört tane süt annem var. Birisi kendi annem, birisi cira, biri Ziver abla biri de Ahmet James’in annesi. Onun adını şimdi unuttum.”

“Alo komutanım”

Hüseyin Alo’nun gerçek soyadı Alo değil tabi ki. “Alo” lakabının hikayesini soruyoruz biz de. 1958 yılında Süveyiş Kanalı’nda İngilizler ve Fransızlar arasında sorun varmış. Türk Gücü Sahası ve Canbolat Okulu’nda İngiliz ve Fransız askerleri kamp kurmuşlar…O da askerlerin araba camlarını silermiş konserve yemek karşılığında, küçük bir çocukken. Ve camları sildikten sonra askerlere, “Aloo. Sildim” dermiş. Aloluk da ona buradan kalmış. Onun bir de bu Alo mevzusu üzerine askerlikten kalma anısı var. Bizlere onu da anlatıyor. “Askere gidince ben santralciydim. Komutan aradı. Alo kim konuşur? diye sordu. Alo komutanım dedim. İlgisini çekti olay. Komutan kalkıp santrala geldi. Sen kimsin de ben sana alo kim konuşur dediğimde bana sürekli alo dersin demiş. Alo durumu açıklayınca da komutan çekip gitmiş”

Cebinde 5 şilin, otostopla Hollanda’ya gitti

1969 yılında gönüllü mücahit olduğunu anlatıyor Hüseyin Alo. 72’de de kendi isteğiyle terhis olmuş. Askerden sonra, Hollanda’ya gittiğini söylüyor. 14 Temmuz 1974’te adaya geri dönmüş. 20 Temmuz’da da harekata katılmış…Henüz daha köylerde yaşayanların şehri göremediği, ulaşımın çok zor olduğu günlerde dünyayı gezen Hüseyin Alo anlatıyor 1974 öncesinde ülke dışına nasıl çıktığını. “74’ten önce cebimde 5 şilin otostopla Hollanda’ya gittim. Buradan gemiye binip önce Mersin’e gittim. Edirne’den geçerek, Bulgaristan, Yugoslavya’dan geçtim…”

“Yerim içerim aç giderim”

1976 yılında ise Alman arkadaşlarının çağırması üzerine Almanya’ya gitmiş, sonra yeniden Hollanda… “Hippi arkadaşlarım gezdirirlerdi beni. O zamanlar kulaklarım da küpeliydi. Benim Ruhum hippidir” diyor. Ve devam ediyor konuşmaya: Yerim içerim aç giderim. Bir gelirim yok. Arsa sıra sayısal loto satarım. Yazda da Rum tarafına gider yaşlı insanlara yardım ederim. Arkadaşımın şirketinde, motor, bisiklet kiralarım.”

“Dürbüne gözetlenmekten işten atıldım, bahaneydi”

Hüseyin Alo, 1994 yılında CTP döneminde Orman Dairesi’nde işe başlamış…Piknik alanlarını, tuvalet  ve banyoları temizliyormuş. Salamis ormanında Orman Dairesini bekliyormuş anlattığına göre, “Sonra görev esnasında dürbünle gözetlemekten beni görevden aldılar. Bahaneydi. Eski eserlere aldılar. Hükümet değişince bu sefer de yeterli ödeme olmadığı için işten çıkarıldım. Ben de usandım. Rumlar kapıları açınca gemilerde kaptanlık yaptım.” diyor.

“Çok güzel bayanlarla yaşardım”

İlginç yaşamının bir parçası da yabancı bayanlar Hüseyin Alo’nun. O sohbetimiz esnasında da gururla hem telefondaki genç ve güzel bayanlarla çekilmiş fotoğraflarını gösteriyor, hem de hikayesini anlatırken onlardan bahsetmeden edemiyor.  “Çok güzel bayanlarla yaşadım. Her yaşadığım bayan beni memleketine götürürdü. Evlerinde kalırdım. İlginçti. Onları benden beter görürdüm. Fakir görürdüm. Hippi gibi. Evlerine gider hayal kırıklığı yaşardım. Zengin insanlarmış meğer. Son model BMW’ler, havuzlu villalar. Bana güzel de harçlık verirlerdi.” diyor Hüseyin Alo. Yabancı dili nasıl diye sorumuz üzerine de yanıtlıyor. “Beş lisan bilirim. Rumca, İngilizce, Yunanca, Almanca, biraz da Türkçe…”

“Beni hep bayanlar arabasına alırdı”

Tüm Avrupa’yı dolaşan Hüseyin Alo kendisini hep bayanların arabasına aldığını söylüyor. Çok kız arkadaşı olduğunu belirtiyor. “Cinsel arkadaşım 20-30 oldu. Normal kız arkadaşlarım 300-400 tane, yani öpüşürük ama ilişki yok. Yani, dudacık verirler bana…” diyerek devam ediyor anlatmaya. “Yabancı yaşlı bayanlar sayesinde iyi yaşardım. Yaşlı neneler hala daha ararlar. Hatır sorarlar. Fakir büyüdüm. Mutlu büyüdüm.”

Hippi hayatı, sokaklar, uyuşturucu…

Zaman zaman deniz kenarlarında çadırlarda, zaman zamanda sokakta, otobüs içlerinde yatmış Hüseyin Alo, ancak “Sahipsiz değildim” diyor. Sokak hayatının olmadığını söyleyen Hüseyin Alo, “Ben zaten hippiydim. Böyle yaşamak benim hobimdi” diyerek, Avrupa’da olduğu yıllarda, uyuşturucu kullandığını da itiraf ediyor. “Hollanda da ortam onu gerektirirdi. Ama şimdi öyle bir alışkanlığım yoktur” diyor.

Katil zanlısı olarak üç ay hapis yatmış

Hollandalı bir kadınla evlenerek bir süre orada yaşamını sürdüren Hüseyin Alo’nun hayatı, adeta film gibi. Ve onun filmindeki sahneler arasında hapislik hayatı da var. Hollanda’da çıkan bir tartışmada bir kişinin boğazındaki şah damarı kesilerek yaşamını yitirmiş. Üç ay hapis yatan Hüseyin Alo, delil yetersizliği nedeniyle tahliye edilmiş…Okuma yazmayı da hapisteyken öğrendiğini söylüyor.

Ve şimdi…

Hollanda’da 10 yıl yaşadıktan sonra Kıbrıs’a kesin dönüş yapıyor Hüseyin Alo. Ve şimdiki hayatını ise şöyle anlatıyor: “1994’te Yeniboğaziçi’nde bir mandra aldım. Tamir ettim. Orada kalıyorum. Klimam da var. Yatak odası var, banyo tuvalet var. Bakıma ihtiyacım var. Ekonomik olarak zorlanırım. Ahbaplarım, yeğenlerim idare ederler beni. Yıkılmadım tam sağlamım. Hayatım güzel. Her gün meyhanecikte atıştırırım kararında. Koray’ın yerine takılırım. Karnım tok ama aç yatırım.”

 

 

Güncelleme Tarihi: 01 Mart 2012, 10:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER