“Önce saygı, mutluluk arkadan gelir!”

Güney göçmeni Vural Akil ve eşi Ayşe teyze, 50 yıldır ayni yastığa baş koyuyor. Tuzla’da bahçeli bir evde hayatlarının ikinci baharını yaşayan Akil ailesi, uzun yıllar birlikte olmanın sırrını North Cyprus’a anlattı ve dikkat çekti:

“Önce saygı, mutluluk arkadan gelir!”

 

   Güney göçmeni Vural Akil ve eşi Ayşe teyze, Tuzla’daki evlerinin kapılarını, North Cyprus okuyucularına açtı. 

   50 yıldır ayni yastığa baş koyan Akil ailesi, 1974’ten sonra yerleştikleri evlerinde hayatlarının ikinci baharını yaşıyorlar. 

   Geçmişe doğru yol aldığımız kısa yolculukta, Akil ailesinin yaşam öyküsünü dinledik. İki kez göçmen olan Ayşe teyze, evinde tadilat olduğundan hem tedirgin hem telaşlı… 

   “Uzun yıllar birlikte olabilmenin sırrı ne?” diyorum… Kısa ve net cevap veriyor. “Önce saygı, mutluluk arkadan gelir” diyor. Tabi şeker ve kalp hastası eşi Vural dayı da onaylıyor. Ayşe teyze, nasihat vererek devam ediyor sözlerine ve vurguluyor:

   “Yuva kuracaklar, iyi düşünüp beraber yola çıksınlar. Birbirlerine saygı ve sevgi duysunlar. Mutluluk arkadan gelir. Biz birbirimizi tanımadan evlendik. Bir yakınımızın tavsiyesiyle... O yıllarda büyüklerin sözü üzerine söz söylenmezdi. O’nlar ne derse o olurdu. Çok şükür, 50 yıl huzur ve mutlulukla geçti. Birbirimizi hiç kırmadık, evimizde muhabbet hiç eksik olmadı.”

   Zor şartlarda 2’si kız 3 evlat yetiştiren Akil çifti, evlatlarının tümünü okutup evlendirmiş. Ayşe teyze, 1’i Avusturalya’da 2 torunum var diyor gururla. Ve devam ediyor, “Her şey çocuklarımız için. İkimiz de emekliyiz. Onlar için yaşıyoruz.”  

 

“Birbirimizi gördük, beğendik, evlendik”

 

   Kalp hastası ama sigarasından vazgeçmiyor Vural dayı…

   “Tek kavgamız bu” diyor Ayşe teyze. Geçmişi zar zor hatırlasa da, soruları kısa yanıtlarla cevaplıyor.

   “5 Şubat 1937’de Güney’de doğdum. Tuzla’da. 7 çocuklu bir ailede büyüdüm. Kardeşlerimin 3’üncüsüyüm. Annem okulda hademeydi, babam poliste… Temizlik yaparak, 4 oğlan 3 kız büyüttü. İlkokul sonrası ben de işe başladım. Yorgancı yanına çırak gittim, Goçino’nun. Arabacılık yaptım, kum çakıl taşıdım Rumlara… Sonra mücahitliğe başladım. 

   “Ayşe ile beni bir arkadaş tanıştırdı. Rahmetlik oldu şimdi. Neydi adı? Unuttum.” Biraz duraklayıp, Ayşe teyzeye bakıyor. ‘Teyzenle geldilerdi’ diye anımsatıyor Ayşe teyze, ancak Vural dayı yine anımsamıyor.

 Devam ediyor:

   “Aldı getirdi beni, gördüm. Vuda’ya. Gördüm, beğendim. Görücü usulü.

   O arkadaş,’ nasıldır?’ dedi. Ben de ‘O beğendiyse ben da beğendim’ dedim. Anlaştık. Birbirimizi gördük beğendik, evlendik. 

   Düğünü Tuzla’da yaptık. Kulüpte. Öyle haftalarnan yapamadık. Bir gece oldu düğün. Kirada kaldık. 1969 Nisan’da oğlum Adil oldu, 1972’de Ayda, 1979’da da Dervişe doğdu. 2’si oyanda, Dervişe buyanda.”

 

“Savaş çıktı. Göç ettik”

   1974’te Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında çıkan anlaşmazlık sonucu, çok kötü günler yaşadıklarını anımsatarak, doğup büyüdüğü topraklardan göç etmek zorunda kaldığını dile getirdi.

   O yıllarda mücahit olduğundan esir düştüğünü de dile getiren Vural dayı, hatırladığı kadarını şöyşe anlattı:

   “Savaş çıktı. Göç ettik. Önce hanımla çocukları gönderdim. Ondan sonra ben geçtim. İlk başka ev verdilerdi, beğenmedim. Gel dediler, annenin yanından bir ev verelim. Orası daha iyi. Burayı verdiler. Mücahit idim, esir düştüm. Esirlikten gövertiler bizi, geldik bu tarafa. Anam bubam da geldiydi, hanım ve çocuklar onlarla kalırdı. 

   Mücahitliğe devam ettim. Daha sonra Sanayi Holding’de bekçiliğe başladım.  Yavaş yavaş düzenimi kurdum. Eyi anlaşırık, kavga etmeyik. Genç evliler da birbirlerine saygılı olsunlar, böyle daha iyidir.”

  Yemek çeşitlerinden en çok molohiyayı sevdiğini söyleyen Vural dayı, tatlıyı da sevdiğini ancak hastalığından ötürü yiyemediğini de sözlerine ekliyor. 

   Vural dayı, 13 yaşında şeker hastası olmuş,  daha sonra kalbinden rahatsız olmuş. Bu sürede eşinin kendisini hiç yalnız bırakmadığından memnuniyetle söz ediyor. 

 

“Evlenene kadar ben baktım kardeşlerime”

 

   Akhisar’da doğdu Ayşe teyze. 

   17 Şubat 1948’de… 

   Anne adı Havva, baba adı Halil Dargın. Biz soruyoruz, anlatıyor:

   “Annem babam çiftçilik yaparak büyüttü bizi. 7 kardeştik, 2’si rahmetli oldu. Ben, benden 4 küçüğüme baktım, okuyamadım. Evlenene kadar ben baktım kardeşlerime. Annem babam çalışırdı.  Zorlukla çok güzel yıllarımız geçti. Annem babam bizi kimselere muhtaç etmedi. 14 yaşımda göçmen olduk. Akhisar’dan Vuda’ya göçmen olduk, 1963’te. Türkler azınlıktı, mecburen göç ettik.”

 

“Baba sözünden çıkmazdık”

 

  “Baba sözünden çıkmazdık” diyen Ayşe teyze, 20 yaşında evlendiğini anlattı. 

    Bir tanıdıklarının, ‘Çok yavaş birisi var’ diyerek, Vural dayıyı, kendisi ve ailesiyle tanıştırdığını dile getiren Ayşe teyze, devam ediyor:

   “Bir tanıdık vasıtasıyla istediler. Babamlar uygun gördü, ben de beğendim evlendik. Bir şey deyemezdik zaten.  O’nlar ne derse o olurdu.

 Görücü usulü oldu. İnsan heyecanlanır napsan. Görücü günü, heyecanlandım. Kahve ikram ettik. Büyükler, beni, Allah’ın emri peygamberin kavliyle Vural’a istedi. Babam da verdi. Ayşe teyzesi istediydi, nur içinde yatsın. O gün tarih belirlendi, önce aile arasında nişan sonra düğün yaptık. Üç çocuğumu da kolay doğurdum. Adil ve Ayda’yı Güney’de, Dervişe’yi de Kuzey’de doğurdum. Derviş’e okula başlayana kadar, ev hanımlığı yaptım daha sonra eşim işsiz kalınca ben de iş aradım. 5 yıl Ten Ten Fabrikası’nda, 18 yıl da ilkokulda hademelik yaptım. 8 yıldır da emekliyim. İki torunum var. Umut ve Eylül. Umut yurtdışında, Eylül’e ben bakarım. Her gün ayni saat kalkarım. Saat 06,00’da. Temizlik yemek derken öğlen olur. Nerdeyse bütün günüm mutfakta geçer, ama hiç şikayetçi değilim. Beğenmeyene başka yemek bile yaparım. En büyük zenginliğim evlatlarım, torunlarım. Geçmişte çok zorluk çektik, şimdi kolaylık çok. Her şey hazır. Geçmiş yıllarda çamaşırı elde yıkardık, ekmeğimizi kendimiz yapardık. Şimdi böyle mi. Çocukların bezlerini saatlerce kaynatırdık. Şimdi tek kullanımlık.”

 

“Sigara vazgeçilmezi”

   Eşinin sağlık problemleri olduğunu anlatan Ayşe teyze, eşiyle sağlığı konusunda yapılması gerekenleri yapmadığından ötürü ufak tefek tartışmaları olduğunu dile getirdi ve ekledi:

   “Sigarayı 13 yaşından beridir içer. Vazgeçilmezi. Kalp ameliyatı oldu hala bırakmadı. Bıraksın istiyorum ama zor. Bunun dışında bir anlaşmazlığımız yok, çok şükür. Güney’de esir düştüğünde dahi benden sigara isterdi. O yıllar çok korku çektik. Vurulacak diye ödümüz kopardı. Hatta bir gün bir yakınımız vurulunca, merakla Vural’ı sordum. Vurul’ın annesi bana ‘git bak sen de benim gibi gör’ deyince Vural da vuruldu sandım. Ne varsa elimde bırakıp koştum, Vural’ı görünce Allah’ıma şükür ettim. Çantada çocukların sütleri, altınlar vardı. Kendime gelince, çantayı bıraktığım yere koştum, helalımıdı diye çantayı bıraktığım yerde buldum. Kurşunlar havada uçuşurdu. Ateş açtılardı köyümüze. Çok korkmuştuk.” 

   

“Alışkanlıklarımızdan uzaklaştık”

   Yemek ve hamur işleri konusunda becerikli olduğunu söyleyen Ayşe teyze, birkaç yıl öncesine kadar, fırına kafes,  katmer saldığını anlatıp, ekliyor:

  “Eskiden kalma tüm adetler değişti. Sağlık problemleri de arttı. İstediğimizi istediğimiz an yiyemez olduk. Bayramlarda çörek yapardık ondan da zamanla vazgeçtik. Hem hastalık hem de yorgunluk alışkanlıklarımızdan bizi uzaklaştırdı. Ancak, bizim yapamadıklarımızı kızlarımız devam ettiriyor.”

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2018, 06:20

Zorlu Cezaroğlu

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER