banner29
22 Mayıs 2018 Salı

Birbirlerini çok seviyorlar

Leyla ve Özer Kasnakoğlu, hayatlarını birleştirdikleri günden bu yana, tam yarım asırdır birlikte. Beşparmak Dağları’nın güney yamacında, ülkenin en güzel köylerinden biri Biladan’da yaşıyorlar…

03 Mayıs 2018 Perşembe 08:54
Birbirlerini çok seviyorlar

   Leyla ve Özer Kasnakoğlu, hayatlarını birleştirdikleri günden bu yana, tam yarım asırdır birlikte. Doğup büyüdükleri ve evlendikleri köyleri Biladan’da, yaşıyorlar.

   Beşparmak Dağları’nın güney yamacında, ülkenin en güzel köylerinden biri Biladan…

  Biladan, Geçitkale’nin kuzey batısında şirin bir köy. 250 nüfusun yaşam sürdüğü, muhteşem manzaraya sahip, İncirli Mağarası, dilek ağacı ve meşhur balıyla tanınan Biladan’da yüz hane ya var ya yok.    

  Daracık sokaklar arasında sora sora bulduğum evin kapısını tıklattım. Mavi gözleriyle etrafına ışık saçan güler yüzlü Leyla hanım,  “Hoş geldin” diyerek karşıladı beni. Çok geçmeden, iskemleleri alıp bahçeye oturduk. Ardından kahvede olan Özer Kasnakoğlu, oğulları ve torunuyla geldi. Leyla hanım, misafirlerine kahve ve kendi elleriyle yaptığı mis gibi mandalina tüten limonatdan ikram etti.

  Limonatalar yudumlanırken, bir anda kendimizi geçmişte bulduk. 

   Osman Hacıömer’in en büyük evladı olan Leyla hanım, babasını küçük yaşta kaybeden Özer Kasnakoğlu’yla 1965 yılında dünya evine girdi. 18 yaşındaymış Leyla hanım evlendirildiğinde. 

   O gün bu gündür ayni yastığa baş koyan Kasnakoğlu çifti, 4 evlat sahibi. Birbirlerini sevdiği kadar, kıskanan çift,    1968’de oğulları Osman’ı, 1971’de kızları Özlem’i, 1977’de de iş bulup çalışmak için gittikleri Londra’da ikizleri olan Mustafa ve Salih’i dünyaya getirdiler. 

   Kızlarını evlendiren Kasnakoğlu çifti, oğullarının tümünü evlendirmeyi dört gözle bekliyor. İki torun sahibi çift, şimdilerinde ikizlerden birini evlendirme telaşında. 

 

“Terziliğe merakım vardı, okumadım”

  

  “Biladan’da doğdum, büyüdüm, evlendim” diyen Leyla hanım, utangaç tavırlarıyla anlatıyor. 

  “Babamın adı Osman, annemin Şerife. İkisi de rahmetlik oldu. İkisi de Biladanlı. Babam Rum tarafında çalışırdı. Çok iyi baktı bize çok. Nafi’nin yanındaydı. 24 Ağustos 1947’de doğdum. İlkokula başladım ancak bitiremedim. İlk yıl 6 dersten kaldım. Sütlüce’de dayımda kalırdım. Okul Gönendere’deydi. O yıllarda vasıta yoktu, okula bisikletle giderdik. Köyden birhayle çocuk toplanır, ardılı önlü giderdik. Okumaya merakım yoktu. Terzi olmak isterdim. Biladan’da Terzi Meryem vardı, onun yanına gittim. Usta oldum. Dikiş nakış her türlü işi öğrendim. 18 yaşında, nikâhlandım, 20’de evlendim, 21 de Osman’ı doğurdum, sonra Özlem daha sonra da ikizleri. İki torumum var.”

 

“Dünürcülük bitti sonra haberim olmadı”

 

   Leyla hanım, “Kaynanam Nasibe, istedi beni annnemden” diyerek gülümsüyor. Tam net hatırlamasa da anlatıyor çabucak:

  “Kaynanam, annemden istedi beni. Benim haberim yoktu. Dünürcülük bitti sonra söylediler.  Onlar bir odada ben başka odada, dünürcülük yaptılar. Haberim bile olmadı. Duymadım bile. Büyükler anlaştı, bize söz düşmezdi. 

   Kararlar alındıktan sonra, Lefkoşa’ya gittik gelinlik kumaş aldık. Gelinliğimi ustamla birlikte diktim. Hala saklarım. Nikâh ve düğünü teyze evimde yaptık. Teyzemin evi büyüktü, düğünümüz çok kalabalık oldu. Düğünden önce kına gecesi olurdu, ardından düğün. Yemeli içmeli olurdu. Toprak fırınlara patates koyardık. Aile misafirleri ağırlamaktan, düğünü bile görmezdi. Güneş batana kadar yeme içme devam ederdi. Gelinlikle girerdik evimize. Şimdi oturduğum eve oturdum. Kahvenin önünden geçerken, köylüler önümüze buğday serptiydi. Ben çok utangaçtım. Özer gezmeyi çok severdi. Beni bırakır bırakır kaçardı. Kıskanırdım onu çok, umursamazdı bile.”

 

“Elime kimse su dökemez”

 

  Elbise, yastık yüzü, yorgan, çarşaf, sargı takımı dikerek, eve katkı sağladığını anlatan Leyla hanım, mutfakta da marifetli olduğunu söylüyor.

  Yemek ve hamur işleri konusunda eline kimsenin su dökemeyeceğini söylenen Leyla hanımın sözünü, evlatları ve eşi onaylıyor. 

   Birkaç yıl öncesine kadar, arife günlerinde fırına mutlaka kafes,  katmer ve çitlemitli bidda saldığını anımsıyor Leyla hanım ve gülerek, “Şimdi Narin’den alıyorum” diyor ve devam ediyor:

   “Yaşlandık artık. Yapamıyoruz, her şeyin hazırı da var. Hamur işlerini eskisi gibi yapmıyorum. Eskiden artarda katmer, pilavuna ve kabak böreği yapardım. Ama çocuklarımın en sevdikleri molehiya, tava, katmer ve böreği hala, zor olsa da yaparım. Eskiden arife günlerinde, tüm köy gibi bütün evi baştan aşağıya temizler, çocukları kınalar mutfağa geçerdik. Komşular gelir hep birlikte kafes yapardık. Köy kafes tüterdi. Şimdi böyle adetler yok. Büyüklere saygı da yok. Çocuklar bayram sabahı camiye giderdi. Bayramda herkesin evinden peksemet kokuları savrulurdu. Bayram olduğunu öyle anlardık. Şimdi nerde, şimdi herkes büyüklerini bayramlamasın diye tatile kaçar.”

   Eskiden kalma tüm adetlerin değiştiğini üzülerek ifade eden Leyla hanım, teknoloji ilerlerken çocukların çocukluğunu da unuttuğuna vurgu yaptı.

  Çocukluk yıllarında beş taş, yakan top, saklambaç gibi oyunlar oynadıklarını anımsatarak, şimdilerde sokakta oynayan çocuk kalmadığına dikkat çekti.

 

“Babasız büyüdüm”

 

   Henüz 12 yaşında, ortaokula yeni başlamışken babası şehit olmuş Özer Kasnakoğlu’nun. Annesi en küçük kardeşine hamileymiş. 

 “Babasız büyüdüm ben, çok zorluk çektik” diyerek anlatıyor.

   “Çınarlı’da 1946’da doğdum. 3 kız 2 oğlan büyüttü annem tek başına. Ben en büyükleriyim. Rumlar pusu kurup öldürdü babamı. Osman’dı adı şehit oldu. 12 yaşındaydım. Özsüz kaldık, annem baktı bize.  Bir odada büyüdük biz, annem hepimizi evlendirdi, eşyamızı yaptı.

   Ortaokula giderdim o zaman babam ölünce okuyamadım. Eniştem zengindi, yardım ederdi bize, annem de temizliğe giderdi, ben de çalışırdım. Her işi yaptım. İş azlığı vardı. Londra’ya gittim. 1963’tü olaylar çıkınca geri döndüm. Memleketi de özlediydim. 1974’te harp çıktı. 1974’ten sonra göç başladı Biladan’da. Çoğu İngiltere’ye yerleşti. Biz da gittik ama köyümüzün hasretine dayanamadık geri döndük. Annem Londra’ya gitmeyim diye ‘Evlendirecem seni’ dedi. Leyla’yı istedi, evlendik ama gitmeme engel olamadı. 1976’da Londra’ya gittim. Çalıştım bir süre, sonra Leyla geldi yanıma. O zaman herkes kaçardı, iş yoktu. O nedenle köyün nüfusu az. Herkes göç etti. Ben yapamadım, çocukların hasreti vardı. Leyla da yapamadı geri döndük.”

 

“Çok kıskanç”   

  “Leyla, çok kıskanır beni… Şimdiki halime bakma, gençliğimde Ferdi Tayfur’a benzerdim” diyor. Leyla hanım, “Gezmeyi çok sever. Beni bırakır kaçardı. Nasıl kıskanmayım?” diye katılıyor söze. 

  “Leyla’yı görürdüm ustaya giderken ama hiç alıcı gözüyle bakmadıydım. Evlenince sevdim, o da beni. Ama çok kıskanç, halen kıskanır. İçimde fenalık yok, herkesle konuşurum diye kıskanır, söylenir. Başımın etini yer. 

   18 yıldır emekliyim. Her gün gezerim. Tarlam var. Evin ihtiyaçlarını ektim, oyalanırım. Kahveye giderim, zaman geçer. 

   Şimdi ayrılmak moda oldu. Biz hasretlik çektik, zorluk çektik ama birbirimizden vazgeçmedik. Paramız varsa aldık, yoksa bekledik. Birbirimizi sevdik. Birbirimize anlayış gösterdik. Kavga etsek de bir saat sonra barışırık. Bakma şimdi böyleyin eskişden Ferdi Tayfur’a benzerdim. Leyla çok kıskanırdı beni, hala daha kıskanır. 

  Son yıllarda köyümüzde festivaller olur, orada gavcardan sandalye ve fülüt yaparım. Çalılardan da süpürge yaparım. Festivalde dizlik geyer fülüt çalarım, yabancılar bayılır. 

 

    Yorumlar

banner30
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
banner32
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV