GÜRKUT: “BEN DE ENDİŞELİYİM. ÇÜNKÜ GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKILA BAKILA YALAN SÖYLENİYOR”

GÜRKUT: “BEN DE ENDİŞELİYİM. ÇÜNKÜ GÖZÜMÜZÜN İÇİNE BAKILA BAKILA YALAN SÖYLENİYOR”

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Özlem Gürkut, kişisel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Başbakan Ersin Tatar’ın önceki gün “200 yatak ve 150 solunum cihazı hazırdır” yönündeki açıklamalarını yalanladı.

Yangından zarar gören KVC Servisi’nin hala tamir edilip hizmete açılmadığı için 27 Şubat 2020 tarihine göre hastane yatak sayısının az olduğunu ve yoğun bakım yatak sayısının şu anda önceki dönemle aynı olduğunu ifade eden Gürkut, pandemi nedeni ile kurumlarımızdan ve UNDP’den bağış yolu ile gelen solunum destek cihazlarının depoya alındığını, ayaktan Tanı Merkezi’ndeki normal hasta odalarına gereğinde solunum cihazı bağlamak için oksijen sistemi döşendiğini bildirdi.

Gerekli organizasyon oluşmamasından ve kit, swap, tüp ve personel eksikliklerinden dolayı PCR Test sonuçlarının aynı gün verilmediğini de belirten Gürkut, şubat ayında ciğerinde kanser saptanan bir kişinin mayıs ayında ameliyata çağrılması üzerine tekrar muayenesi yapıldığında durumunun ameliyatın ötesine geçtiğinin görüldüğünü dile getirdi.

Özlem Gürkut, herkesin olduğu gibi kendisinin de endişeli olduğunu çünkü gözlerinin içine bakıla bakıla yalan söylendiğini aktardı.

“HERKES ENDİŞELİ OLDUĞUNU SÖYLEYİNCE SORUMLULUK AZALIYOR MU ?”

İşte Tabipler Birliği Başkanı’nın sitem dolu paylaşımının tam metni:

“27 Şubat 2020 tarihine göre toplam hastane yatağı sayısı daha azdır çünkü yangında zarar gören KVC servisi hala tamir edilip hizmete açılmadı. Yoğun bakım yatak sayısı şu anda önceki ile aynıdır ve de bilindiği üzere, çok uzun süreden beri, bu sayı, değil pandemi nedeni ile ekstradan gelecek hastalara yetmek, zaten var olan kalp hastaları/trafik kazaları/ameliyat geçirenler gibi diğer sebeplerle yoğun bakım ihtiyacı duyanlara yetmemekte ve özel hastanelere sevkler yapılmaktaydı. Ancak pandemi nedeni ile kurumlarımızdan ve UNDP’den bağış yolu ile gelen solunum destek cihazları depoya alındı. Ayaktan Tanı Merkezi’ndeki normal hasta odalarına gereğinde solunum cihazı bağlamak için oksijen sistemi döşendi.

Gelin görün ki bu hasta odaları normal servislerdeki 2 kişilik ayrı ayrı odalardır. Eğer bu odaları depoda duran solunum cihazlarını bağlayıp yoğun bakım olarak kullanacaksak 20 ayrı hemşirenin hastaları o ayrı odalarda ayrı ayrı izlemesi gerekecek. Çünkü şuuru kapalı, cihaza bağlı bir hasta kötüleşirse başka odadaki hemşire veya doktora seslenemeyecek. O odada hemşire yoksa sıkıntı çıkacak (çünkü biz sağlık çalışanlarının duvarlar ötesi gören gözlerimiz yoktur).

Mağusa Devlet Hastanesi’ne daha önce olmayan bir PCR laboratuvarı kuruldu. (Tek belirgin kazanımımız) ancak PCR test sonuçlarını ayni gün veremiyoruz hala: Kit yok/tüp yok/swab yok/ personel yok... Esasen ORGANİZASYON YOK.

Gelelim temaslı ekibine: Küçük bir toplum olmanın ve birbirimizi tanımanın avantajını yaşadık. Ama bir türlü digital/teknolojik bir takip programı oluşturamadık. İhbar ve soruşturmaya dayalı takip sürdürdük. Ama turistler gelirse onları kim tanır da bize ihbar edecek? Nasıl izlenecekler? Otomasyon/kayıt vb olmadığını hepimiz son vakanın görüldüğü nisan ortasından beri epidemiyolojik raporumuzun bir türlü tamamlanamamasından anladık sanırım.

Personel sayısına gelince: Normalde diyalizde çalışan, kardiyolojide çalışan/ nörolojide çalışan/ göğüs cerrahisinde çalışan vb doktorları, hemşireleri, personeli COVİD bölümüne kaydırdık. Onların yapacağı işi ise minimuma indirdik hatta bazı servisleri kapattık neredeyse. Çünkü COVID dışı hastalarımıza ÇOK ACİL/ÖLÜMCÜL bir şey olmadıkça hastanelere gelmeyin dedik.

Zaten hastanenin bir koridoru karantina bir koridoru COVID dışı hastaların yatacağı servis olunca, hastaneye virüs kapma korkusu ile başvuramayan hastalar kendileri ceplerinden ödeyerek özel hastanelere başvurdular. Ama parası olmayanlar evde bekledi ve sağlıkları bozuldu. Mesela şubatta ciğerinde kanser saptanan hasta mayısta ameliyata alınmak için çağrılınca bir de bakıldı ki artık ameliyat olabilecek sınırların ötesine geçmiş hastalığı.

Şimdi bize deniliyor ki: 200 yatak hazır

YOĞUN BAKIM hazır

ilaç hazır, malzeme hazır...

Kaç kişilik malzeme var? Kaç test kiti var?

Nerede o COVID için eklenen yataklar? Yoksa zaten kalp hastasının/ felç hastasının yatacağı yatağı mı kullanacağız yine? Kalp hastasına da “sen evde kal” mı diyeceğiz?

İlaç?? Devlet ilaç alabildi mi?

Sağlık çalışanlarına eğitim yapıldı, organizasyon tamamlandı mı?

Steril hastane neresi olacak?

Hastanenin radyoloji bölümünde tek bir tomografi cihazı var. Yine vakalar olursa bu cihazda biz gene bir COVID hastasının filmini çekip ardından da kanser hastasının filmini mi çekeceğiz? Ya tam da o zaman bu tek tomografimiz arızalanırsa? Gene ışın bölümümdeki tomografiyi başka amaçla mı kullanacağız? Geçen defa tam da bu nedenle 4 hafta boyunca arızalı kaldı ışın bölümünün tomografi cihazı ve kanser hastaları sevk edildi mecburen.

Akciğerin incelenmesi için gereken BRONKOSKOPİ cihazı yıllardır bozuk. Fiyatı 200 bin TÜRK LİRASI. Niye alınmıyor? Şimdiye kadar yapılan sevklere ödenen para ile kaç bronkoskopi cihazı alınırdı??

PANDEMİ HASTANESİ yapılacak yere niye AMATEM’in temeli atıldı?

KRİZİ FIRSATA döndürme zihniyeti ile hızlıca pandemi hastanesi yapmak yerine GAÜ’den alınan karkas binayı tamamlama hedefi koyan bakanlık, bu bina için 3 ayda ihaleye bile çıkamadı.

Herkes ENDİŞELİ olduğunu söyleyince SORUMLULUKLARI azalıyor mu?

Ben de endişeliyim, çünkü yalan söyleniyor gözümüzün içine bakıla bakıla.

Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2020, 12:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER